Konya Haber

http://www.konyahaber.com.tr/index.pl?author_id=68
E-Posta: mehmetalitekin34@hotmail.com
Cumartesi, 14 Kasım 2009 - (14:39)

Değerlerimiz ve Kadınımız

Kaybolan değerlerimize sık sık değinirim yazılarımda. Bizi biz yapan, asırlardan beri bizi ayakta tutan, sağlam aile yapımızın temelini teşkil eden değerlerimizin, giderek aşınmasına ve kaybolmasına üzüntülerimi dile getiririm. Belki birileri de üzülür, etkilenir, değerlerini hatırlar ve sahiplenir ümidini taşıyorum. En azından değerlerimizin kaybını önleyemesek, değerlerimizde başlayan erozyonu durduramasak bile, yavaşlatmak mümkündür.

Evet, insan değişken bir varlıktır. Zaman da, değişen ve değiştiren bir süreçtir. Değerlerimizde, gelenek ve göreneklerimizde de, değişimin yaşanması kaçınılmazdır. Değişim ve değişen her şey, kötü değildir. Lüzumsuz, gereksiz, anlamsız birçok geleneğimizin değişime uğraması, bizi üzmez. Bizi üzen, dinimizin gerekleri olan değerlerimizin aşınması, gereksiz ve anlamsız bulunmasıdır.

Bizim dinimiz, sadece bir kalp ve gönül işi değildir. Dinimizin, topluma ve devlete yön veren hükümleri vardır. Şekil sandığımız bazı kurallar, inancımızın vazgeçilmez farzlarıdır. İşte bu farzlardan birisi de, tesettürdür. Tesettür, dinimizin önemli bir emridir. Hele kadınımızın vücudunun bir parçasıdır tesettür. İslam toplumunda örtüsüz kadın, arsız ve edepsiz görülür. Dışarıda üst örtüsünü (cilbabını, pardösüsünü) almayan, gerçek Müslüman kadın, kendisini çıplak ve suçlu hisseder.

Son bir asırda, özellikle son çeyrek asırda, Anadolu kadını değerlerinden çok şey kaybetmiştir. Tesettür alışkanlığı değişime uğramış; moda adına, modernlik adına, çağdaşlık adına; Anadolu kadını değerlerinden uzaklaşmış; Batılı bir kadından, seçilemez olmuştur. Tesettürlü kadınlar bile, sadelikten uzaklaşmış, göz alıcı, dikkat çekici kıyafetler içerisinde, gösteriş tuzağına düşmüşlerdir.

Bir kısım kadınımız, Batılı gibi giyinmekte, Batı’da olduğu gibi, içki masalarına meze hazırlamakta, kendisi de meze olmaktadır. Yine bir kısım kadınımız, reklâmların figüranı olmakta, ticarete alet yapılmaktadır.

Hülasa, kadınımızın merhamet ve şefkat gibi, yüce duyguları istismar edilmekte, bedeni ve dişiliği sömürülmekte, güzelliği kötü niyetlilere servis edilmektedir.

ANADOLU KADININ FARKI

Geçenlerde evime giderken, iki genç kadın önümü keserek karşıya geçtiler. Eski Anadolu kadınlarının saygılarını, edeplerini hatırladım ve bu yazıyı yazmak aklıma düştü.

Anadolu kadınını, diğer dünya kadınlarından ayıran özellikler nelerdi?

Evet, Anadolu kadını erkeğinin hep bir adım gerisinde dururdu, gerisinde yürürdü, gerisinde konuşurdu. Geride olmaktan, kompleks duymazdı. Anadolu kadınına annelik şerefi, anne şefkati ve merhameti, annelik makamı yeterdi. Çocuğuna olan şefkati, kocasına olan saygısı ve sevgisi, yuvasına olan bağılığı, haya ve edebine olan düşkünlüğü gibi nedenlerle geride olmak, ona eziklik vermiyordu.

Anadolu kadınının inancına göre, Allah’tan sonra, itaat edilecek öncelikli varlık kocası idi. Kadın, erkeğine itaat ettikçe; yücelirdi, büyürdü ve saygı görürdü.

Anadolu kadını, asla yoldan geçen bir erkeğin yolunu kesmezdi. Kadın, erkeğin önünü de, sözünü de kesmezdi. Anadolu erkeği de, ayakta duran bir kadını görünce oturmaz, ona yer verirdi. İşte bugün bu güzelliğini kaybetti kadın ve erkek.

Otobüslerde yaşlı kadınlar, hamile kadınlar ayakta bırakılmazdı, mutlaka yer verilirdi. Bugün koltuğu kapan bir delikanlı, ayakta duran bir yaşlıyı veya bir kadını görmezlikten geliyor, bakışlarının yönünü değiştiriyor.

Anadolu kadını, sofraya en sonra oturur, misafirin geldiği günlerde, çok zaman mutfakta karnını doyururdu.

Anadolu kadını, köylerde bir erkeğin gördüğü ve olduğu yerlerde, hayvana binmezdi.

Anadolu kadını, çocuğunu iki buçuk yaşına kadar emzirir, mama vb. suni gıdaları bilmezdi. O yüzden, eski insanlar sağlıklıydı, sağlamdı. Gözlerine gözlük takmazlar, dişleri erkenden dökülmezdi.

Anadolu kadını, erkeğinin sözünü kesmez, dışarıya sır vermez, başkalarının yanında erkeğini rencide edecek, aşağılayacak hareketlerde bulunmazdı.

ANADOLU KADINI TESETTÜRLÜYDÜ

Anadolu kadını, sokaklarda ayağını ve topuğunu açmaz, saçının bir telini göstermezdi. Tesettürle ilgili ayet ve hadisleri bilmezdi, ama ansından ve ninesinden böyle görmüştü. Büyüklerinin yolunda giderdi, geleneklerine bağlıydı. Dinin emirlerini sorgulamaz, teslim olurdu.

Anadolu kadını, edep ve haya abidesiydi. Bir eve asla yalnız gitmez, erkeği yoksa bile, küçük bir çocuğun elinden tutar öyle giderdi. Çünkü gittiği evde, bir erkekle karşılaşabilirdi, halvet durumuna düşmekten korkardı. Halvet, yabancı bir erkekle kapalı bir mekânda yalnız kalmaktır, dinimiz halveti haram kılmıştır.

Anadolu kadını, sokak ortasında kocasıyla, nişanlısıyla kol kola gezmezdi. Nişanlılar birbirlerinden kaçar, evliliğe kadar baş başa kalmazdı.

Anadolu kadını, düğünlerde kadın kadına oynar, erkeklerle karışmazdı. Orkestralar önünde, erkekler arasında göbek atmazdı.

Anadolu kadını, yürürken ciddiyetini korur, sallanmaz, belini kıvırmaz, kötü niyetlilere fırsat vermez, dikkatleri üzerine çekmezdi.

Anadolu kadını, geçmişlerinin ruhu için perşembelik (sadaka) dağıtırdı. Pişirdiği çorbasını, komşusuna da iletirdi, ekmeğini paylaşırdı.

Anadolu kadını, erkeğiyle omuz omuza çalışır, evin geçimini birlikte yürütürdü.

Anadolu kadını; makyaj, oje, manikür, pedikür bilmezdi, ellerine kına yakardı, gözlerine sürme çekerdi. Sadece erkeğine güzelleşir, erkeği için süslenirdi.

Anadolu kadını, ince ve şeffaf elbiselerden kaçınır, mini etek ve kot gibi, modern kıyafetleri bilmezdi. Beline kuşak sarar, ayağına şalvar giyer, başına puşi ve namazlık örterdi.

Anadolu kadını, teravih dışında camiye gitmez, evinin bir köşesini namazgah yapardı. Elinden tespih, dilinden zikir düşmezdi.

İşte o Anadolu kadınlarından ikisi de, benim annem ve ninemdi. Allah rahmet etsin, makamlarını cennet eylesin!