Konya Haber

http://www.konyahaber.com.tr/index.pl?author_id=506
E-Posta: mehmetalitekin34@hotmail.com
Cumartesi, 07 Eylül 2013 - (01:22)

28 Şubat’ın Faydası

“Sivrisinek” deyince aklınıza ne geldiğini biraz ben de bilirim.

Dağ başında, su kenarında yıldızlara bakarak tatlı bir gece geçirmek istediğinizde ince saz eşliğinde kanınızı emmeye gelen, sazı duyulan ama görülmesi zor olan küçük yaratık.

İyi çalışmayan belediye başkanlarının şehrinde kalanların evlerini de ziyaret eden bu saz heyeti, evlerinizde de alır kanınızı.

Hastane hemşirelerinden daha hassastırlar kan damarını bulup hortumu yerleştirmede.

İşte bu küçük yaratığın faydaları da mutlaka vardır dedim ve Google amcaya sordum.

Birçok ilim adamına göre sivrisineklerin faydası zararından fazlaymış.

Alın akrebi, yılanı ve diğerlerini.

Bize zararları olduğu gibi faydaları da varmış.

Ben de her şeyin faydalı tarafından bakar ve ona göre hareket ederim.

28 Şubat döneminde yapılan yanlışları o günlerde konuştum ve yazdım.

Bazılarının o gün yağdanlık olup bugünlerde namlu olup gülle yağdırmaları hoşuma gitmez.

Bağlı adama vurulmaz.

Rabbimiz, yarattığı hiçbir şeyin boşuna olmadığını haber verir. (Al-i İmran Suresi, ayet: 191) 28 Şubat kasırgası da bizim aramızdaki çürüklerin çökmesine, hastalıklı olanların hastalıklarının ortaya çıkmasına sebep olmuş, hastalıklıları temizlerden ayırmış ve saf, temiz bir toplum meydana gelmiştir.

Atalarımız: “Ağustosta yatan öküzü zemheride böğelek tutar” demişler.

Bizi hareketlendirdiler.

Gözümüzü açtılar.

Bizim tek yönlü çalışmalarımızı çok yönlü çalışmalara geçmemize sebep olmuşlar.

Sakalı ve başörtüsü nedeniyle yurt dışında okumanın yollarını aradılar ve buldular.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki öğrencilerin daveti üzerine konferans vermek için gittiğimde binin üzerinde öğrenciyle karşılaştım salonda.

Birçok Kievlinin Müslüman olmasına sebep olmuşlar.

Kiev’de güzel hizmetlerini gördüğüm bir vatandaşımıza, “Türk filmlerinden en fazla hangilerini seversin?” dedim, hiç tereddüt etmeden, “Cüneyt Arkın’ın Kara Murat, Malkoçoğlu gibi tarihi kahramanlık filmlerini severim” dedi.

Bak, dedim şu yanındaki üç adam, o tarihi kahramanların yaptığını çağdaş bir şekilde yapıyorlar.

Sen ise Macar ovasında Kara Murat’a lojistik destek sağlayan gizli yardımcıya benzersin. Sizin tarihiniz elli yıl sonra yazılacak, yüz yıl sonra da filmi çekilecek, tarihe geçiyorsun, ona göre hareket et” deyince mahcup ve mağrur bir şekilde teşekkür etti.

Eskilere gitmeye gerek yok, kırk yıl önce yurt dışı münasebetlerimizde İslam’a uzak, insanlarımızın tercümanlığına ihtiyaç vardı ve onlar da yalnız ya İngilizce, ya Fransızca veya Almanca bilirlerdi.

Şimdi ise başta Allah’ın kitabı Kur’an’ı, onu getiren Sevgili Peygamberimizi bilen, Japonca, Çince, Senegalce, Rusça, İtalyanca, İspanyolca, Arapça, batı dillerinin yanında daha onlarca dil bilen, ülkesini, halkını seven bağrı yanık insanlarımızın sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor.

Dinime düşman olanların dil bilgisine ihtiyaç kalmadı.

“Eden bulur” derler. Edenler cezasını çekerlerken, biz gübreyi bile boşa atıvermeyiz ve onları tarlamızda değerlendiririz. Ama siz, gül olmayı seçiniz, gübre olmayınız.