Konya Haber

http://www.konyahaber.com.tr/index.pl?author_id=2180
E-Posta: mehmetalitekin34@hotmail.com
Salı, 21 Temmuz 2020 - (17:30)

Ayasofya konusunda tekliflerim

Emin Saraç hoca efendi, Haseki Eğitim Merkezi’nden ayrıldıktan sonra, Fatih Camii’nde imam odasına 1983 yılında oturmuş; o günden son yıllardaki hastalanmasına kadar, otuz beş yıl ara vermeden her gün Fatih Camii’ne geliyor, yatsı namazına kadar orada oturuyordu. Düzenli öğrencileri olduğu gibi, adını duyup gelen ve “Ben senden ‘Buhari’ okumak istiyorum’ diyene, ‘Ben ‘Hidaye’ okumak istiyorum’ diyene, ‘Ben ‘Celaleyn’ okumak istiyorum’ diyene” hiçbir zaman “Hayır” dememiş ve “kitabın yanında mı?” diyerek, Besmeleyle başlayıvermiştir.

Emin Saraç hoca efendi, kendi kendini görevlendirmiş ve Allah’tan başka kimseden ücret de almamıştır. Ayasofya’da kürsüler vardı. Tefsir Kürsüsü, Hadis Kürsüsü, Fıkıh Kürsüsü gibi. Bu mutlaka kurulmalı.

Maaşı, en az profesör ücreti kadar olmalı ve Diyanet’ten almalı. Sabah namazından, yatsı namazına kadar görevinin başında ve gelen herkese, kitap okutmaktan fetva vermeye kadar yetkili olmalı. O zaman Ayasofya’da canlılık meydana gelir. Ayasofya’nın halıları konusunda, acele edilmemeli.

Açılış için alelacele en değerli halılar serilsin, ama Ayasofya’ya lâyık halılar için bir heyet oluşturulsun. Caminin renklerinin toplamı alınsın ve o toplam renk cümbüşü, bütün halılara yayılsın.

Mimar Sinan, Ayasofya’nın kuzey yönünde, camiye uygun iki minare yapmıştır. O türde bir minareyi, hiçbir yere yapmamıştır. Ayasofya’nın ana binası kaba, hantal bir bina olduğundan, minareleri de ona uygun yapmıştır. Ayasofya’nın renk toplamı olarak, Kazasker Mustafa İzzet efendinin hatlarının renkleri yol gösterici olabilir.

Çünkü Mustafa İzzet Efendi Ayasofya Camii’nin, kubbesinden, direklerinden, kürsüsünden, minberinden, mihrabına… kadar her şeyini dikkatle inceleyip ondan sonra yazmıştır. Şu andaki hattatlarımız ve tezhipçilerimiz de bir mekâna yazı yazıp süsleyeceklerinde, mekanın durumunu da esas alırlar. İzzet Efendi’nin bunlara dikkat ettiğini nereden anlıyoruz? Mustafa İzzet Efendi, bu hat eserlerinin benzerini daha önce yazmadığı gibi, daha sonra da yazmamıştır.

Çünkü Ayasofya’nın yapı tarzı başkadır. O büyük direklere ve yüksek kubbeye uygun, hiçbir yerde hiçbir hattatın yazmadığı büyüklükte yazmış eserlerini. Her bir eseri daire şeklinde yazılmış, bazı yazarlara göre dairenin çapı 7,5 metre bazılarına göre 8 metre. Tahmin ederim ki, sekiz diyenler çerçeveyi de katmışlar ölçünün içerisine.

Fransız devrimini yapanlar (1789-1799) din anlayışlarını açıklarken, “Allah’ı öldürdük, kiliseye gömdük” demişlerdi.

Türkiye’de Ayasofya’yı müzeye çevirirlerken Ayasofya içinde Allah, Muhammed ve cihar- yar-i Güzin’in isimlerinin kalmasına da razı olmamışlar ve yerlerinden indirip dışarı çıkarmak istemişler ama kapıdan dışarı çıkarılamayacak kadar büyük olduğunu görmüşler ve bir kenara, üst üste kereste yığar gibi yığmışlar ve 1949 yılına kadar terkedilmiş vaziyette kalmış.

Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’i ve Allah Rasülünün sünnet-i seniyyesini okutacak Fatih Medresesi’ni de yıkmışlar.

Fatih Medresesi de derhal aslına uygun yapılmalıdır. Onun planları ilgili yerlerde mevcuttur ve yapıldıktan sonra, en üst düzeyde eğitim ve öğretim başlatılabilir.

Hatta “Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi”, Pendik’ten, Fatih Medresesi’ne nakledilir. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın ifadesiyle, müzeye çeviren komisyon, minarelerin de yıkılması kararını almış, ancak komisyondaki Mimar Kemalettin Altan, “Minareler yıkılırsa kubbe çöker” diye hesaplı kitaplı rapor sununca vazgeçilir.

Eğer halılarda, Ayasofya’nın renk uyumunun ortalaması alınırsa namaz kılanlar, kıyamda, rükûda, ve secdede renklerin etkisi altında kalmadıkları gibi manevi bir aleme geçişine de yardımcı olacaktır.

Bulunduğunuz mekânın havasının, toprağının, suyunun, ağaçlarının sizi nasıl etkilediğini gördüğünüz gibi, camilerin iç mimarinin, renkleri, desenleri, çizgileri, insanları kendine değil, renkleri, desenleri, çizgileri ve bunları çizenleri yaratana yöneltmelidir.

Bu konuda bir komisyon kurulmaya kalkılırsa, dünya genelinde antika ipek halı konusunda kafa yoranların hepsi tarafından bilinen, aranan, Türkiye’de ve Belçika’da Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi mezunu, İngilizce ve Fransızcayı anadili gibi bilen; kök boyalarla, Osmanlı desenli halılar dokutan, Mehmet Çetinkaya’yı da komisyona almalarını teklif ederim.

Not: Mehmet Çetinkaya, 2007 yılında İstanbul’da yapılan uluslararası halı kongresi başkanlığını ve koorditatörlüğünü yapmıştır...