Konya Haber

http://www.konyahaber.com.tr/index.pl?author_id=2034
E-Posta: mehmetalitekin34@hotmail.com
Cumartesi, 02 Kasım 2019 - (09:27)

Malta’dan Mitralyöz’e Şehidlerimiz…

Günümüzde İslam düşmanlarının sahiplendiği, bir kavram hâline gelmiştir.

Kendi istek, arzu ve dünya beklentilerini bir kenara bırakarak, Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın dininin yeryüzüne hâkim olması, zulmün ortadan kalkması için mücadele verirken; müstekbirler veya kâfirler tarafından öldürülenler şehid olarak adlandırılabilir.

Şuara Suresi’ndeki 150 ve 152. Ayetlere dikkatinizi çekiyorum.

“Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” “Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın.”

Yeryüzünde bozgunculuk yapanlar ve onların uğrunda mücadele verenler, asla ‘şehid’ olarak adlandırılamazlar.

Allah yolunda mücadeleyi hayatlarına düstur edinmiş ve bu uğurda canlarını fedâ eden kimseler, ancak ‘şehid’ olarak anılabilir.

Allah yolunda mücadeleyi şiar edinmiş, hayatını İslami mücadeleye adamış ve buğurda zindanda hayatını vermiş; kendisiyle tanışma şerefine erdiğim ve mitinglerde, meydanlarda birlikte olduğum bir ağabeyimi, şehadet yıldönümünde sizlere hatırlatmak istiyorum

Şeyhmus Durgun

1954 yılında Diyarbakır’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Diyarbakır’da tamamladıktan sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Genel Makine Bölümünü kazandı.

İTܒde okurken Fatih Vakıflar Yurdu’nda kalıyordu. Bu arada MTTB çalışmalarına katkıda bulunmaya başladı. Milli Türk Talebe Birliği’nin yayın organları Milli Gençlik ve Çatı’da yazıları yayınlanmaya başladı. Diğer taraftan Milli Gazete’de Ş. Diyarbekirli adıyla da yazıyordu.

MTTB’de Cemalettin Tayla’nın Genel Başkan olduğu 54. Dönemde İcra Konseyi Yardımcılığı görevinde bulundu. Bu arada Vakıflar Yurdu’ndan ayrılıp, Yeşildirek’teki Rüstempaşa Yurdun’a geçti. Üniversiteden mezun olana kadar bu yurtta kaldı.

15 Nisan 1978 tarihli Çatı Dergisi’nin 29. Sayısında kalem aldığı Bu böyle biline başlıklı yazısından dolayı; 163. maddeden, Devletin Temel Nizamını İslam'a Uydurmak ve Türkiye'de İslam Devleti Kurmak suçlamasıyla dava açıldı ve 1983 yılı Mayıs ayında mahkeme tarafından 6 yıl cezaya çarptırıldı ve tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevine konuldu. Bir süre sonra da Çanakkale Kapalı Cezaevi'ne nakledildi.

Cezaevinden bur arkadaşına yazdığı mektuplardan birisinde:

“… …. "İçeriye düşmeme sebep olan Çatı'daki yazıyı da, o yıllarda yazmıştım. Mahkemesi epey sürmüştü. Nihayet 83'ün Mayıs'ında 6 yıllık cezayı geçirmek üzere İstanbul Sağmalcılarda hapis hayatımız başladı. Epey geçti. Hapisten çıkmaya 15 ay 3 gün kaldı. 86'nın Temmuz 28'inde dışarı çıkacağım. Anlayacağın pek bir şey kalmadı." diye yazmıştı. Fakat cezaevi çalışanları tarafından, koğuşundan alınıp Malta bölümünde yapılan işkenceler sonucu, 23 Ekim 1985 Çarşamba günü şehid edildi. İşkenceciler suçlarını örtmek için; ‘Hücresinin kapısının açık olduğu bir anda Malta’ya, oradan da üst kata çıkıp, kendini betona bırakarak intihar etti.’ Diyrek zabıt tutulur. İşkence yapanlar, hâlâ bulunamadı.

27 Ekim 1985 Pazar günü, bir gurup arkadaşı ve ailesi tarafından, Çanakkale Kapalı Cezaevi yetkililerinden alınarak, 29 Ekim 1985 salı günü, Diyarbakır'da Et Balık Kurumu Camii'nde kılınan namazdan sonra, Diyarbakır Mardinkapı Mezarlığına defnedildi.

Afganistan Şehidi Bilal Yaldızcı

12 Eylülün hemen öncesinde 12 Aralık 1978 tarihinde Ruslar, Afganistan’ı işgal etmişlerdi. O dönem Türkiye Müslümanları, Afganlı kardeşlerine yardım etmek için yanıp tutuşurlar, Hindukuş Dağlarında Afganlı kardeşleriyle birlikte Ruslara karşı savaşmayı hayal ederlerdi. Hatta birçoğu rüyasında Afgan kardeşleriyle birlikte, operasyonlara katılırdı. Mitinglerimizde, duvar yazılarımızda, gündemimiz hep Afganistan’dı. Metin Yüksel ile birlikte 5 kişi Afganistan’a gidip, Ruslara karşı savaşmak için ahidleşmiştik.

Afganlı kardeşlerimize ağıtlar, marşlar yakılırdı.

Afganlı kardeşlerine yardım etmek için Afganistan cephesine giden ve orada şehid olan ilk gencimiz Bilal Yaldızcı…

Bilal Yaldızcı

1967 yılında İzmir Ödemiş’te dünyaya geldi. İki kız kardeşi olduğu için aile üzerine çok titriyordu.

Lise yıllarında İslami çevre ile tanıştıktan sonra, kendini mücadeleye adadı. Arkadaş çevresine o günlerde Rus işgaline uğrayan Afganlı kardeşlerini anlatırdı. Bir gün olur da Afganistan’a gitmeleri kısmet olur diye, arkadaşlarıyla Bozdağ’a tırmanma talimleri yapardı. Ölüm korkusunu yenmek için geceleri kabristana gittiğini, şöyle anlatıyor: “Anneciğim şu anda kabristandan geliyorum. Bu yaptığım şeyi altı aydır sürekli yapıyorum. Amacım içimdeki ölüm korkusunu yenebilmekti. Gördüm ki, doktoru, avukatı, zengini, fakiri hepsi orada ses çıkarmadan yatıyor.”

Nihayet gün geldi, kararını verdi ve ailesinden Pakistan’a okumaya gidiyorum, diyerek izin aldı ve Pakistan’a gitti. Orada mücahidlerle tanıştı ve Türkiye’de iken Pencşir Aslanı diye nam salmış olan Ahmet Şah Mesut’un cephesinde buldu kendisini. Kısa zamanda ‘can ciğer’ dost oldular.

Bir yıl Afganlı kardeşleriyle mücadele verdi. Ahmet Şah Mesut’un da tavsiyesiyle, Türkiye’ye dönmeye karar verdi ve dönüş yoluna düştü. Yolculuğun üçüncü gününün molasında, geldikleri tarafa giden mücahidlere rastladılar.

-Nereye böyle?

-Kalevgan’a, Encinir’in emri geldi. Her tarafa haber salmış yardım istiyor. Hemen geri dönmeye karar verdi, cepheye giden mücahidlere katıldı ve karargâha ulaştılar.

Yolların kesişme noktasında mücahidlerin yolunu uzatan bir Rus garnizonuna saldırı yapılacaktı. 29 Ekim 1987 sabahı, garnizonun etrafı tamamen sarılmıştı. Mücahidler düzenli bir şekilde grub grub otururken, saldırı emri gelir.

Garnizonun köşesindeki mitralyöz, mücahidleri sapır sapır kırmakta. Bilal bu mitralyöze yönelir ve fırsatını bularak elindeki bombayı fırlatır ve mitralyöz susmadan önce Bilali hedef almıştır. Mitralyöz susar… Bilal de aldığı kurşunlarla bir kuş gibi semaya yükseldi…