Konya Haber

http://www.konyahaber.com.tr/index.pl?author_id=1962
E-Posta: mehmetalitekin34@hotmail.com
Çarşamba, 12 Aralık 2018 - (14:07)

Affı Mümkün Olmayan Günah

Biri hariç affı mümkin olmayan günah yoktur. Suçumuz ne olursa olsun, isterse dünyayı ve yedi kat semayı doldursun, yeter ki yürekten gelen bir istekle yaptıklarına pişman olup Rabbine yönelsin ve af dilesin, Allah dilerse onu affeder. Kul hakkı bile ahirette ödeşme durumuyla af edilebilir.

Kur’an-ı Kerim’de af edilmeyenler, Allah’a ortak koştukları halde peygamberlere düşmanca davranan ve dönüş yapmadan ölen Ad, Semud, Lut kavmi, Firavun, Nemrut gibi kâfirlerdir.

Bütün peygamberler, kendisine düşman olan bu insan ve topluluklardan ümit kesmeden, onlar ölünceye kadar onlar cehenneme gitmesinler diye tebliğine devam etmişler.

Firavun, ileri gelenlerini ve halkı toplayarak kendi Rablığını ilan ettiğini ve sonunda cezasını çektiğini haber verir Rabbimiz:

“23-(Halkını) topladı ve bağırdı!

24-”Ben sizin en yüce Rabbinizim” dedi.

25-Bunun üzerine Allah onu hem âhiret ve hem de dünya cezasıyla cezalandırdı.

26-Şüphesiz bunda korkan için ibret vardır” (Naziat süresi ayet 79/23-26).

Bütün düşmanlığına rağmen Hazreti Musa, onun Müslüman olması için en yumuşak dili kullanarak tebliğine devam etmişti.

Bir ay önce vefat eden duayen foto muhabiri Ara Güler, İngiliz asıllı Charlie Chaplin’in (1889-1977) bir kare fotoğrafını çekebilmek için kapısının önünde bir hafta beklediğini söylemişti televizyonda.

O kendi işine öylesine âşık ki bir kare fotoğraf için bir hafta beklemiş sonunda görüşmüş ama fotoğraf aldırtmamış.

Bir hafta beklemek, takdire şayan bir şey.

Sevgili peygamberimizin tam 23 yıl ara vermeden, ümitsizliğe düşmeden, doğduğu yerden çıkarılması pahasına da olsa Allah ve Resulünün düşmanlarının Müslüman olması için gece-gündüz çalışmış.

“Filan benim ilahımdır” diyenlere de acımak gerekir.

Saçından tırnağına kadar her hücresini yaratan, göze, tırnağa, saça uygun gıdayı veren, yaratan ve yaşatan Allah’ı bırakıp kedisi gibi gıdaya, kana, cana, havaya, güneşe muhtaç olan ve kendisine bir tek solukluk hava veremeyen birine “İlahımdır” diyen kişiye el uzatmak, gönlünden yakalamak, ipek gibi kelimeler kullanarak cehennem yolundan cennet yoluna çekmeye çalışmak bizim de kendimizi kurtarmamıza sebep olabilir.

Hazreti Musa aleyhisselam gibi en nazik, en yumuşak, en çekici kelimelerle kapısının önünde bekleyip, cehenneme gitmesine, o ten ve canının yanmasına engel olacak olan Kelime-i Şehadet’i yürekten söylemesine yardımcı olmak için Hazreti Nuh gibi 950 yıl beklense vakit israf edilmiş olmaz.

Rabbimiz, afvedilmeyecek günahı bize bildiriyor: “Muhakkak Allah, kendisine ortak koşulmasını afvetmez. Bunun dışındakileri dilerse afveder. Kim Allah’a ortak koşarsa büyük bir günahla iftira etmiş olur” (Nisa süresi ayet 4/48, 116).

İnkâr edip zulmedenleri Allah afvetmemiştir ve onları doğru yola da iletmez.

“Ancak ebedi olarak kalacakları cehennem yoluna iletir. Bu, Allah’a çok kolaydır” (Nisa süresi ayet 4/168).

Kelime-i Şehadet, yürekten inanarak söylenirse ve Allah da dilerse cehennem yolu kapatılır. Yoksa bir kâfirin affı için peygamber dua etse faydası olmaz.

Rabbimiz sevgili peygamberimize: “Onlara istiğfar etsen de istiğfar etmesen de birdir. Allah onları ebediyen affetmeyecektir. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez” diyor. (Münafikun süresi ayet 63/6).

Nuh aleyhisselamın, kendi kâfir oğluna faydası olmamıştır. İbrahim aleyhisselamın kendi babasına, Lutaleyhisselamın kendi hanımına faydası olmadığını Kur’an-ı Kerim haber verir.

“Şüphesiz inkâr edenleri, Allah yolundan alıkoyanları, sonra kâfir olarak ölenleri, Allah katiyyenafvetmeyecektir” (Muhammed süresi ayet 47/34).

Dedemizin hacı olması, babamızın hoca olması, sülalemizin filan şıhtan gelmesi bizi kurtarmaz. Onların yediği yemek nasıl bizi doyurmazsa onların imanı bizi kurtarmaz.

Hepimiz, Kur’an’ın bildirdiği şekilde iman edip, sevgili peygamberimizi örnek alarak ameli salihimizle bu dünyadan ahirete gitmeyi Rabbimizin lütfu ile başarırsak, dünyada ve ahirette kazananlardan oluruz.

Yoksa, şahıs olarak, hiç birimizin cennet garantisi yoktur.