Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 

Çalışmakla Geçen Bir Ömür: Hacı Ahmet Albayrak

Salı, 30 Kasım 2010 - (07:15)

Facebook da paylaş

Hizmet yalındır, sadedir; öyküsü de öyle!.. Bana öyle gelir ki Hacı Ahmet Albayrak'ın minnetsiz ve doğru hayatı; ancak, yaratıcı ile irtibatını koparmayan kişilerin ulaşabildiği, bir kader olsa gerektir...

29 Kasım 2010 günü Hakk’ın rahmetine kavuşan,Hacı Ahmet Albayrak Amcamızı, daha yakından tanıyabilmek için;12 Kasım 2007 Pazartesi günü, Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan roportajı, aynen yayınlıyoruz:

OSMAN AKKUŞAK
- İlk işiniz neydi?

- Babam, 1939 yılında büyük depremden sonra inşaat yapmak için Erzincan'a gitti. 50'lere kadar orada inşaat yaptılar.. İlkokuldan sonra, babam benim okula devam etmemi istedi, ama çok hareketli bir çocuktum.. Okula değil, işe gideceğim dedim.. 1943 yılında Erzincan'a gittim.. İlk işim, Erzincan'da babamın yapmakta olduğu, inşaatlarda çalışmak oldu..

- Kendi inşaat işinize nasıl başladınız?

- Biz, 3 kuşaktır inşaatçıyız.. Babamın babası da inşaatçıymış.. Biz, babamlarla birlikte 1950'li yıllara kadar Erzincan'da birçok inşaat yaptık.. Ben, 18 yaşındanberi inşaat işiyle uğraşıyorum.. Hatta, ilk defa babam köyümüzün camisini yaparken onlara yardım ederek başladım diyebilirim.. 1951'de Erzincan'dan Muş'a geçtik, orada kız sanat okulu inşaatını yaptık.. 1952'de Aydın'a gidip birçok kooperatif evleri yaptık.. 1954 yılında, tekrar Muş'a dönüp Muş tren istasyonunu yaptık.. O zaman için büyük işlerdi.. Bana sorarsanız; devrine göre Muş tren istasyonu, 90'larda yaptığımız İstanbul Metrosu'ndan çok daha önemli bir projedir..

Daha sonra, Muş'tan Balıkesir'e geçip tatil köyü konutları inşa ettik.. Oğlum Ahmet'in doğduğunu da, o sıralar mektupla öğrendim.. Kendi inşaatlarıma başladığım zamanlar, Menderes dönemine denk geliyor.. O dönemler, memleket için iyiydi; Menderes'ten sonra, memleket refaha kavuşmaya başladı..

1960 senesinde, babam inşaat işlerini bıraktı; tası tarağı topladık, Trabzon'a döndük, esnaflık yapmaya başladık.. Ama 66'da Pülümür depremi olunca, Erzincan'daki faciayı yaşamış olduğumuzdan yerimizde duramadık; sattık tezgahları, adam toplayıp doğru Tunceli'ye (Pülümür) gittik.. Oraya kurduk şantiyeyi.. Bize araç gereç de verdiler.. Gittik depolardan kereste malları aldık, başladık inşaatlara.. 3 ay çalıştık.. 3 aydan sonra kış geldi.. Şiddetli soğuklar başladı.. Şantiye karar aldı; bütün inşaatlar paydos etti.. O kara kışta geri dönüşümüz de, pek zor oldu.. Bele kadar kar var, araba yok.. yolun çoğunu yürüyerek döndük..

- İstanbul'a gelişiniz nasıl oldu?

- 1967'de geldik İstanbul'a.. İstanbul'a geldiğimizde babam sağ idi.. O zamana kadar, babamla beraberdim.. Babam, 1987'nin Eylül ayında vefat etti.. Zaten burada bir kolumuz vardı.. Gelmeden birkaç arsa almıştık.. Gelir gelmez, inşaatları yapmaya başladık..

O dönemde Almanya'ya gidenler çok oldu.. Biz gitmedik.. Burada işimiz var.. Ele çalışmayalım, memleketimize çalışalım dedik.. 10 kişilik bir ekiple geldik İstanbul'a.. İcabında tuğla taşınacak, harç taşınacak. 42 yaşındaydım.. "Hadi bakalım" diyorsun, taşıyorsun..

İstanbul'da ilk inşaatımızı Samatya'da yaptık.. sonra Yedikule'ye geçtik.. Yedikule civarlarında, 1978 senesine kadar inşaatlar yaptık.. Öylece iş büyüdü.. Küçükçekmece'de 40 dairelik inşaatlar yaptık.. Tabi aralarda inşasına devam ettiğimiz ve yeni başladığımız inşaatlar da vardı.. 300-400 dairelik büyük işler yaptık..

- Taşımacılık işine nasıl girdiniz? Yani o zamana kadar, inşaat işinde uzmanlaşmışsınız.. Neden böyle bir karar aldınız?

- 1982 yılında, personel taşımacılığı işine girdik.. Çünkü, ihtilalden sonra inşaat işi iyice durma noktasına gelmişti, kendimize başka bir sektör arıyorduk.. Ülker'in taşımacılık işine talip olduk.. Çok kıymetli ortak dostumuz olan, rahmetli nalbur Emin Efendi vesile oldu, Ülker ile çalışmaya başladık.. Personel taşımacılığı işini, büyükşehir belediyesi ile, şirket olarak ilk biz yaptık.. Abdullah Tırtıl Paşa Belediye Başkanı iken İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile çalışmaya başladık..

O zamandan beri de, Dalan ve Sözen zamanları da dâhil olmak üzere, belediye ile çalışmaya devam ettik.. Niye? çünkü biz hep dürüst çalıştık.. 1986'da inşaat sektörüne yeniden girdik.. Küçükköy'de 100 dairelik Uğurgül konutları işini aldık..

- Siz şahsen şimdi neler yapıyorsunuz, yoksa dinleniyor musunuz?

- Ne demek? Tabi ki işlerle ilgileniyorum hâlâ.. Bilhassa yeni işlerle ilgilenirim.. Tümosan'a, Trabzon Limanı'na, Ereğli Tekstil Fabrikası'na ve inşaatlara sürekli uğrar, takiplerimi yaparım.. Şantiyeleri muntazaman gezerim.. Şimdilerde Büyükçekmece'de bir cami inşaatı yapıyorum, vaktimin büyük kısmını o alıyor zaten..

- Başarıyı neye bağlıyorsunuz?

- Başarıyı ittifaka bağlıyorum.. Bir sıkıntı olur bir mesele olur, hiç bölünmeyiz.. Bölünmedik.. Her zaman birbirimize bağlı olmaya bağlıyorum.. Birbirimize asla sinirlenmeyiz.. Çok sıkıntılar çektiğimiz zamanlar oldu.. Sıkıntı olsa da uzlaşırız hep.. Tenkit etmeyiz birbirimizi... Çocuklara hep söylüyorum "tenkit etme, tenkide uğrarsın"..

Bugün geri dönüp baktığımda, büyük ve huzurlu bir aile görüyorum.. Herkesin emeği var, bu huzurda.. Eşimin çok büyük emeği var, oğullarımın ve kızımın çok büyük emekleri var..

Bak ben geçen bayram saydım, elimi öpen torun sayısı, yirmi beş olmuş!.. Var sen hesap et bendeki huzuru artık, tabii maşallah da diyeceksin!

- Çocuklara, başka neler söylüyorsunuz? Mesela işleri devrederken...

- Çocuklarıma işe başlarken tavsiyem 'çok çalışın'dı.. Çocuklarıma dedim ki; siz altı kardeşsiniz, birbirinizi sahiplenin ve çok çalışın.. Herkes bir işe sahip çıksın, iyi çalışsın dedim.. Çalıştılar, beğendim çalışmalarını.. Her zaman çalışmalarını ve herkese faydalı olmalarını, nasihat ettim.. Çalışırsan toplumun hepsi faydalanır senden..

Biz, her zaman çevremize yardım etmeye çalışan, bir aile olduk.. Ben Allah'a şükür hiç açlık çekmedim.. İnsanlar da bu zorlukları çekmesin diye, yardım etmek gerekir.. Haksız kazanca da, hep karşı olduk..

- Peki, çocuklarınızdan hangisini daha çok seviyorsunuz?

- Bence çocuklarımın hiç farkları yok.. Hepsi eşit bana göre.. Ben onlara hep bir bakıyorum.. Ben onlardan razıyım, Mevlâm da razı olsun!..

- Siyasete girmeyi düşündünüz mü hiç?

- Siyaseti hiç düşünmedik.. Siyaset bize uymaz.. Siyasi olursak gerektiğinde rest çekemeyiz.. Kimseye minnet etmeyiz.. Bize gelmez o işler.. Ama, bugüne kadar, tüm seçimlerde oyumu kullandım.. Seçimlerde oy atmak çok önemli.. Hiç aksatmadım bu güne kadar.. Oy kullanmak vatani bir vazifedir..

- Hayatınızda 'keşke yapmasaydım' dediğiniz, pişman olduğunuz bir şey oldu mu hiç?

- Ufak tefek hatalarımız elbette olmuştur.. Ama pişman olduğum bir iş.. hayır, hiç olmadı Allah'a şükür..]

Çocuklarımın hepsi birdir

- Bize biraz çocuklarınızın özelliklerinden bahseder misiniz?

- Gerçekten de hiç ayırmam çocuklarımı, tabii hepsinin kendine has özellikleri var..

Mesela, Ahmet çok duygusaldır, çabuk sinirlenir ama, siniri uzun sürmez.. Bir de, asla kin tutmaz..

Bayram bana çok düşkündür.. Hayır işlerine koşar hep, mahirdir de..

Nuri'nin temsil yeteneği vardır.. Spor konularına da çok yatkındır.. Şimdi de, bu özelliklerine uygun bir yerde zaten..

Kâzım için, herkes çok yakışıklı der, bana benzemiş demek ki.. Giyimine kuşamına çok önem verir.. Kâzım sanatkârdır aynı zamanda, resim çizer mesela, kabiliyetlidir..

Mustafa'nın kafası, hesap kitap işlerine çok iyi çalışır.. Geçmişte çok para verdim ama, bir türlü geri ödemedi.. Ben de, kestim musluğun suyunu.. Ara sıra, bu yüzden kızdırıyorum O’nu..

Muzaffer'in ikna kabiliyeti çok kuvvetlidir.. Hatta, diğerleri bana bir şey yaptıramadıkları zaman, Muzaffer'i devreye sokarlar..

Çocuklarımın hepsi, benim için birdir.. Çalışmalarından, gayretlerinden, doğruluklarından çok memnunum ve onları başarılı buluyorum.. Tabii bir de kızım var.. Ayırmam dedim sana, ama bende yeri apayrıdır kızımın!..

Yazı burada bitiyor.. cazibesi, çarpıcılığı, sadeliğinden gelen bu anlatımın sahibi kimdir, sanıyorum tahmin ettiniz.. bu anlatımı söyleyebilmenin bedeli bir ömürdür.. bu sözleri anlatabilmek için bu hayatı yaşamanız lazımdır.. bir bilge; mutluluk, mutlu muyum, değil miyim, sormaya vakit bulamayacak kadar meşgul olmaktır, demiş.. çalışmakla geçen bir ömre ait özeti okuduktan sonra bu söze hak vermemek ne mümkün!..

Sahibine daha uzun ömürler ve hizmetler dilemek, bir vazife olsa gerektir..

Hizmet yalındır, sadedir; öyküsü de öyle!.. Bana öyle gelir ki Hacı Ahmet Albayrak'ın minnetsiz ve doğru hayatı, ancak, yaratıcı ile irtibatını koparmayan kişilerin, ulaşabildiği bir kader olsa gerektir...

(Not: mülâkat metni "kırmızı-beyaz" dergisinden iktibas edilmiştir. )

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Röportaj' Kategorisinde Son 10 Yazı
   Atasoy Müftüoğlu İle İran İslam Devrimi Üzerine Söyleşi
   Vedat Türkali’den Kemalistlere Ağır Hakaret
   Eski Mit'çi Mehmet Eymür'den Olay Yaratacak Açıklamalar
   Gülerce: Cemaat, Devleti Ele Geçirmek İstedi
   PKK üzerine Düşeni Yaparsa Bir Kaç Ayda…
   Karlar Kızıla Boyanmıştı
   Kriz Lobisi 2008'de Darbe Girişimi Yaptı
   Rajap ve Gul Tamam Da !
   Komandolar Nasıl Teslim Alındı
   Bireysel Emeklilik Şirketleri Aldatmaca

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
Mehmet Ali Tekin
Sanayi Mahallesi’nin ‘Hoca’sı…
Recep Öğütçü
İmam Hatip Okullarının Misyonu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te