Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 

GENAR Başkanı İhsan Aktaş Seçimi Değerlendirdi

Pazartesi, 11 Mart 2019 - (12:36)

Facebook da paylaş

31 Mart seçimleri öncesi Haber 7 Gündem Masası’na konuk olan GENAR Başkanı İhsan Aktaş, birbirinden çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Haber 7 Gündem Masası'nın bu haftaki konuğu GENAR Başkanı İhsan Aktaş, Haber7.com Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli ve Yayın Koordinatörü Tarık Dağlı'nın sorularını cevaplandırdı. Aktaş, kararsız seçmenden, beka tartışmalarına kadar birçok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Aktaş, CHP seçmeninin yüzde 60'ının HDP ile ittifaka karşı çıktığını söyledi.

KARARSIZLAR MESELESİ

"Kararsızlar" meselesi çok gündeme geldi. Çeşitli anketlerde çeşitli rakamlar ortaya konuluyor. Son dönemde karasızların sayısında bir düşüş gözlemleniyor mu? Bu kararsızlar Cumhur İttifakı'nda mı Millet İttifakı'nda mı? Kararsızların türü nedir, sandığa gitmeyecek kararsızlar mı yoksa gidip geçersiz kullanacak kararsızlar mı? Katılım konusunda ne bekliyorsunuz?

Biz bütün seçimlerde kararsızlar açısında diğer firmalardan farklıyız. Diğer firmalar kararsızları çok yüksek gösteriyor. Teknik olarak ise yüz yüze yapılan araştırmalarda kararsızlar daha az çıkıyor ama telefonla yapılan araştırmalarda daha yüksek çıkıyor. Bu insanların yüz yüze daha rahat konuşmasıyla alakalı. Bütün seçimlerde kararsızlık yüksekten başlar seçime yaklaştıkça düşer. Bu seçimde düşüş trendi biraz yavaş gözüküyor. Tabi, teknik bir konu. Herkesin doğrudan bilmesi gerekmez. Kişiye soruyorsunuz, kararsız olduğunu söylüyor. Bir önceki seçim reflekslerine baktığınızda ise bunların yarısı fiilen sandığa gitmeyen, seçimi protesto eden seçmen olduğunu görüyorsunuz. %20 kararsız kitle gözüküyorsa, fiilen sandığa gitmeyenler %10. Aslına baktığınızda partileri iki sınıfa ayırabiliriz: İdeoloji partileri ve kitle partileri. Doğal olarak, kitle partilerinde kararsız oranı her zaman daha fazla olur. Türk siyasi hayatında son 10 yılın değerlerini ele alacak olursak, CHP'nin oranları %20-25 arasında değişiyor. Dolayısıyla Türk siyasetindeki değişimi de sağ partilerin seçime, ekonomiye, şartlara ve ülkenin durumuna göre karar veren seçmeni belirliyor. Bir yönüyle Türkiye'deki değişimi de sağ temsil ediyor da diyebiliriz. Solun standart bir oyu var ve bu her seçimde kendisini tekrarlıyor. Bu sebeple değişim talepleri genelde sağdan geliyor. AK Parti'nin bugüne kadar oy kaybetmesinde veya kazanmasında muhalefetin bir katkısı yok. AK Parti'nin ülke yönetimi iyi olduğunda, ekonomik durgunluk olmadığında, parti bağları ve hizmetler ile elinde tuttuğu %40'lık bir kısım var. Şartların iyi olması bağlamında bu %50'lere çıkıyor. Son yıllarda esneklik Ak Parti oylarında oluyor.

Kararsızlar hala çok, %15-14 civarında. Kitle partilerinde kararsızlık elbette ideolojik partilere göre daha fazla oluyor. Muhalefetin bu seçimde bir amacı var. CHP, İP, HDP, bütün benzemezler bir araya gelip bir motivasyon oluşturuyorlar. Temel amaç Recep Tayyip Erdoğan'ı yenmek, yerel seçim olsa dahi. İktidarın vurguladıkları ise iyi yönetim, hizmet ve beka meselesi.

HİZMET Mİ İDEOLOJİ Mİ?

Beka meselesi demişken yerel seçimlerde seçmeni en çok etkileyen kriter ne? Yapılan hizmet mi, yapılmayan hizmet mi, ideoloji mi?

Seçimlerde aslında değişkenler o kadar çok ki... Yerel seçimlerde ise her bölge ve ile göre değişkenler farklıdır. İzmir'de değişken çok değildir, adam ne yapıldığına bakmaksızın CHP'ye veriyor. AK Parti'nin veya CHP'nin tek başına güçlü olduğu yerlerde değişken fazla değildir. Ama hem AK Parti, hem de CHP güçlü olduğu yerlerde değişkenler görece daha fazla oluyor. Hizmete göre, bölgenin durumuna göre, adaylara göre, ittifaklara ve partilerin durumlarına göre yaklaşımlar değişiyor.

Geçtiğimiz yeni sistem, uzun vadede siyaseti daha çok etkileyecek ama kısa vadede baktığımızda belediye başkanları %50 oy oranıyla seçilecek. Bu sistem ile aday kimliği de önemli olmaya başladı. Türkiye'de hala siyasi partiler çok güçlü. Yerel seçim olsa dahi partilere göre oy veriliyor. Ama bu seçimde adayın kazandıracağı yahut kaybettireceği 1-2 puan önemli olmaya başladı. Hizmetler, parti bağlılığı, vatandaş ile belediye ilişkileri oldukça önemli olmakla birlikte bu dönem halk ile ilişkiler hepsinden öncelikli olmaya başladı. İstanbul'da AK Partili belediyeler ile CHP belediyeleri arasında karşılaştırma yaptığımızda bunu görebiliyoruz. Ak Partili bir belediyenin 100-200 icraatı olmasına rağmen kamuoyu desteği %50-60 bandında gezer. CHP'li belediyelere bakarsak bir icraat yapmamış olmasına rağmen kamuoyu desteği %70'lere ulaşabilir. CHP'nin yaptığı sadece halkla ilişkilerdir, hizmet hak getire... İdeoloji Kadıköy'de, Bakırköy'de etkili. Ama Ataşehir'de icraat yapmayan bir CHP belediyesinin kamuoyu desteğinin %70'lerde olması oturulup düşünülmeli.

Artık kentlerde temel hizmetler çözüldüğü için, bireysel talepler öne çıkmaya başladı. Kişi sağlık desteği alacak mı, çocuğu okul için destek görecek mi, kültürel olarak aynı bakışta mı ya da en basiti başkan köy derneğini destekliyor mu gibi bireysel talep ile sandığa gidiyor. Bireysel talepleri modellemek ve projelendirmek daha zor, karmaşık ve sofistike. Belki bir değil yüzlerce mikroprojelerden oluşacak bir modele geçmek gerekiyor. Bu toplumsal değişimi de siyasilerin kavrayarak ona göre refleks oluşturması gerekiyor. Siyasetten maksat oy getirmek ise yapılan hizmetlerin halkla ilişkiler boyutunun da hizmetten ayrı bir şekilde ve özenli bir biçimde planlanması gerekiyor.

YAPTIĞINIZ HİZMETLER SİZE OY OLARAK DÖNMÜYORSA BİR PROBLEM VAR

Ama bu bile bile aldanmak değil mi? Hizmetten ziyade ilişkilerin öncelenmesi seçmen nezdinde eksik bir nokta değil mi?

Bir ilçede yol yoksa, su yoksa, elektrik yoksa, otopark yoksa, yeşil alan yoksa vatandaş bunu önceler. Ama bütün bunlar tamamlandıktan sonra hala aynı söylem devam ederse vatandaş bu eksiği de görmüş olur. Bu içerisinde problematik barındıran bir yaklaşım ama nihayetinde siyasi partilerin oy alarak hayatiyetlerini sürdürme zorunlulukları var. Sizin yaptığınız hizmetler size oy olarak dönmüyorsa bir yerde problem vardır. Tabi o hizmet mevzusuna fazla saplanıp da başkanlar halkı mı unutuyor onu da sorgulamak lazım.

CHP SEÇMENİNİN YÜZDE 60'I HDP İLE İTTİFAKA KARŞI

İdeoloji mevzusunu konuşurken, Kemal Kılıçdaroğlu'nun "YPG bize mi saldıracak" diye bir ifadesi oldu. Bunun İP ve CHP seçmenine bir etkisi olur mu? Bu gibi söylemlerle seçmen karar değiştirir mi?

Size iki veriden bahsedeyim. CHP seçmeninin %60'ı HDP ile açık bir ittifaka karşı. Tıpkı toplumun diğer refleksleri gibi aynı gerekçeler ile; terörle aralarına mesafe koyamadılar, yerli politika uygulayamadılar vesaire gibi. Fakat Kemal Kılıçdaroğlu HDP ile ittifaka girdiğine göre onun güvendiği bir şey var. Kılıçdaroğlu diyor ki, ben ister marjinal sol ile, ister HDP ile ister İP ile ittifak yapayım %25'lik oyum garanti. Bu %25'in Recep Tayyip Erdoğan'ı yenmek gibi bir motivasyonu olduğundan etkilenmesi de zor.

Biz sokağa çıkıp ittifak ile ilgili sorular sorduğumuz zaman CHP'li olup da bu durum sebebiyle tepki gösteren seçmenler ile karşılaştık. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben bunların parti içi tartışmalar, yüzeysel tepkiler olduğunu ve bunların genel kanıyı yansıtmadığını düşünüyorum. Ama eğer bir parti kendi seçmeninin %60'ının HDP ile ittifaka karşı olduğunu bilmesine rağmen bu ittifakı yapıyorsa onun güvendiği bir şeyler vardır.

Bu yönde bir anket sonucunuz var mı?

Bu dönemde sormadık ama geçtiğimiz zamanlarda ittifaklar oluşmadan sorduğumuz soru buydu hem Sarıyer'de hemde İstanbul'da seçmenin %60'ı böyle düşünüyor.

YÜZDE 80'LERE DÜŞECEK

Son genel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muharrem İnce'nin "şizofren" demesine yol açan bir kitle vardı. Bu kitle sonuçlardan çok etkilenmiş ve bir daha seçimlere gitmem demişti. Bunun sandığa yansımaları olacak mı?

Genel olarak bakıldığında CHP seçmeninde bir yılgınlık var, kazanamama sebebiyle. Her seçim sonrası bu yılgınlık yaşanır ama o kitle seçim geldiğinde koşarak sandığa gider. Referandum zamanındaki motivasyonlarını hepimiz hatırlıyoruz. Katılım düşer, geçen seçimlerde %87'idi ben %80'lere düşeceğini düşünüyorum. Bu bütün partilerde eşit oranda olabilir. Ama kararsızlar Cumhur İttifakı'nda daha fazla. İki parti %50 civarını yönetiyor, kalan %50 ise dört parti arasında pay edilmiş. CHP %25, HDP %10 banko seçmeni var. İP, yeni bir parti onun motivasyonu ile çalışıyor. Ak Parti'nin motivasyonu ise, iktidarı devam ettirmek. Tabi ki birini yenmek daha güçlü bir motivasyon.

YAŞ İLERLEDİKÇE KİTLE PARTİLERİNE EĞİLİM ARTIYOR

Türkiye'de gençliğin eğilimi ve sonuca yönelik siyasi etkisi nasıldır?

Türkiye genç bir nüfus, her yıl yeni seçmen katılımı var. Bunun beraberinde de gençlere düşen pastanın payı da artıyor. AK Parti'nin oyu %50 iken zaman zaman genç nüfusta oyu %40'lara düşüyor. Kocaeli, İstanbul, Samsun, Ordu gibi bazı büyük şehirlerde normal seçmenle aynı oranda bir oy aldı. Geçtiğimiz 10 yıla bakacak olursak CHP bir yaşlı partisiydi. Gençlerde az yaşlandıkça artardı. Yoksullarda az zenginlere doğru gidildiğinde artardı. Son yıllarda CHP kendi genç seçmeninden de oy alıyor. Gençlerde ideolojik partilere oy oranı daha yüksek olmakla birlikte, yaş ilerledikçe kitle partilerine eğilim artıyor.

Sokak araştırmalarında sadece seçim değil kutuplaşma durumu da araştırılıyor mu? Sokakta bir kutuplaşma var mı?

Siyasal ayrışma ile sosyal kutuplaşmaya ayrı ayrı bakmak lazım. Türk toplumu kendi içerisinde bir düşmanlık beslemez. 40 yıldır bu ülkede PKK terörü var. Bu meseleden dolayı bir Türk ile Kürt kavga etmemiştir, toplum bunu kafasında ayrıştırmıştır. Özellikle de medyada kullanılan bir ezberci dil var bu konuda. Bu oluşturulmaya çalışan bir olgu, bizim bir mesafe ölçeğimiz var. Bu toplumun Alevilere, Kürtlere, cinsel tercihi farklı olanlara yönelik bakış açısı gayet makul. Sadece yabancılara yönelik bir mesafemiz mevcut. Bir ayrışma veya kutuplaşma varsa, göçmenlere karşı vardır. Öbür türlü Türkiye'de %80-90 oranında gruplar birbirlerini kabul etmiş durumda. Medyanın bunca gayretine rağmen bu milletten kutuplaşma çıkmıyor. Bu kutuplaşmanın gerçekleşmemesi Türk toplumunun sağduyu olmasının yanında bir imparatorluk bakiyesi olmasından da kaynaklıdır. Bu halktan kutuplaşma çıkmıyor, 40-50 yıllık çabaya rağmen çıkmadı. Bizim yaptığımız araştırmalarda 20 puanlık olan mesafeli duruş, yurtdışında planlanan ve burada bir üniversitenin yaptığı araştırmada 40-50 puan fazla çıkabiliyor. Demek ki burada mesele doğruyu tespit etmek değil, bu ülkede kutuplaşmayı tesis etmek. Siyasi kutuplaşmaya gelirsek ABD seçimlerindeki şiddete, kutuplaşmaya bakın... O siyasal gerilim, Avrupa'da da, Batı'da da vardır. Bu siyasal ayrışmadır. Kutuplaşma ise daha farklı bir düşmanlıktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın anketlere güven konusunda bir açıklaması oldu. Son seçimlerde, CHP'ye yakın bir anket şirketinin canlı yayında anket sonuçlarını nasıl manipüle ettikleriyle ilgili bir itirafı olmuştu. Bu güvensizlik nereden kaynaklandı, anket sonuçları seçim sonuçları üzerinde etkili midir?

Bir araştırma firmasının sonuçları kendi başına bir manipülasyon aracı olamaz. Ancak medyanın onu kullanma biçimiyle bu hale gelebilir. ABD seçimlerinde Trump'ı da, Clinton'ı da önde gösteren anketler vardı. Ama küresel medya dediğimiz merkez medya Clinton'ın, Demokratların elindeydi. Bu sebeple seçim zamanı New York Times'a baktığımızda Clinton'ın en güzel fotoğrafları ve Trump'ın bir tane hapishane kaçkını gibi bir fotoğrafını görüyorduk. %80 oranında Clinton'ın kazandığına dair haberler vardı. Baktığınızda manipülasyonu yapan araştırma firması mı, onu bu şekilde yapan medya mı? Biz ilk başladığımızda Doğan grubunda bir haber yaptırmak istemiştik. O zaman bize siz gidin işinizi yapın zaten ortaya bir farklılık çıkardığınızda sizin haberiniz yapılır demişlerdi. Şimdi baktığımızda internet medyacılığı ortaya farklı ve problemli bir durum getirdi. İnternet medyacılığının temeli haberi çabuk ve ilk vermek üzerine kurulu. Geçen hafta kurulmuş bir araştırma firmasının yayınladığı bir veri manşet olabiliyorsa bu ortamda normalde araştırmalara güven kalmaz. Son birkaç dönemde Türkiye'de siyasi araştırma yapan firmalarda bir gerileme var. Niteliklerinde, açıklamalarında ve temsilde bir düşme mevcut. Biz 22 yıllık kurumuz. Muhtemelen GENAR'a verdiğimiz emeği ve özveriyi başka bir sektörde vermiş olsaydık şimdikinden yüz kat daha büyük bir firma olabilirdik. Bir araştırma firmasını kurgusallaştırmak ciddi bir ekonomi istiyor. Şimdi sonuç açıklayan 50'ye yakın kurum var. Bu kurumlar mevcut şartları oluşturamayınca da birileri ile temasa geçip manipülasyon yaratacak veriler öne sürüyorlar. Bir firma teknik ve bilimsel olarak hata yapabilir ama niyeti bozarak manipülasyon yapması çok kötü bir şey, biz buna değeri ile oynamak diyoruz. Bir kuyumcunun veya banka veznedarının kasadan para çalması neyse, bir firmanın değer ile oynaması o kadar kötüdür. Biz en azından bu güvensizlik meselesini çok kendi üzerimize alınmıyoruz. Sektörün %70-80'lik cirosunu yabancı firmalar alıyor. Bu yabancı firmaların at sürdüğü bir arenada yerli bir firma olarak o pastadan daha fazla pay almak gibi bir amacımız var. Bilim dünyası kimseye kapalı değildir, metodoloji aynıdır.

Yabancı firmaların yapmış oldukları anket çalışmaları ve kamuoyu araştırmalarıyla ilgili bir şey söylemek ister misiniz? Türkiye'yi çok yakından takip ediyorlar, bunun gerekçesi nedir?

Dünya sistemi kurulduğundan beri belli ülkeler eliyle yönetiliyor. Onlar tüm dünyayı takip ediyorlar sadece kendi ülkelerini değil. Bir ülkede bir iktidarın değişimi dünyada pek çok şeye mal oluyor. Bu sebeple bu gibi bilgiler ile yatırımcılar da siyasetçiler de ilgileniyor. Yabancılar daha çok pazar araştırmalarına yönelik çalışmalar yapıyorlar. Siyasi araştırmalar yapalar ise 3-4'ü geçmez, onlar da sıklıkla sonuç açıklamıyorlar. Deutsche Bank'ın bir modeli var. 3-4 araştırma yaptırarak ortalama sentez alıyorlar. Bugüne kadar yaptıkları işlerde isabetli oldular, genel seçimlerde özellikle.

31 Mart'ta bizi neler bekliyor? Sizin bir sözünüz var, 31 Mart seçimleri %50 ve %48'in bir mücadelesi olacak, %50 ile %25'in değil diye. Bizi bir sürpriz mi bekliyor? Yaptığınız araştırmalar bize ne diyor?

İttifaklar ister istemez iki partiyi de %40-50'lik bir banda sürükledi. Bu yüzden burada adayın kabul görmüşlüğü çok önemli bir faktör olacak. Başkanlık sistemi siyasetin dimağını oldukça değiştirdi. Antalya'da mesela Ak Parti ve CHP başa baş gidiyordu, şimdi daha da küçük oy oranları ile kazanan belli olacak. Bir çok ilde artık Antalya'ya benzemeye başlıyor.

Ak Parti ile kurumsal çalışan bir firma olduğumuz için bir tahmin vermek çok uygun olmaz. Genel olarak ülke çapında oy oranlarında büyük bir değişiklik olmamakla birlikte, illerde büyük hareketler gözlenecek.

Peki, yakın zamanda bir kamuoyu araştırması açıklayacak mısınız?

Ancak seçmeni etkilemeyecek bir seviyedeyken, seçim öncesindeki gün üç büyük şehir ve Türkiye ile ilgili bir açıklama yaparız. En son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bizim sonucumuz %51,5 idi. %52,7 gibi bir oy alındı. Hata payı içerisinde topluma düzgün bir oran açıklamış olduk.

Sürpriz iller olacak mı? Bu konuda ne tahmin ediyorsunuz?

Eskişehir'de Ak Parti'yi bir sürpriz bekliyor. Yine İstanbul'da Büyükçekmece, Kartal ve Avcılar'da da CHP'den alınmak isteyen yerler var buralarda da sürpriz beklentisi mevcut.

Seçim atmosferini nasıl yorumluyorsunuz? Özellikle siyasi partilerin dili ve adayların kullandıkları üsluplar ile alakalı neler söylemek istiyorsunuz?

Türkiye seçim yorgunu, art arda gelen seçimlerin bu sonuncusu. En büyük yorgunluk da bu seçimde hissedildi. Belki de bu yeni duruma millet çok alışamadı. Genelde arabalar bağırırdı, afişler ve el ilanları olurdu. Sokağa çıkınca her parti kendi afişini gördüğünde heyecanlanırdı. Genel anlamda bir durağanlık var. O afişlerin altından geçerken seçmene bir özgüven verirdi. Artık daha çok televizyon, tartışma programları ve sosyal medya üzerinden yürüyor. CHP'nin sosyal medya konusunda bir ikilemi var. Dışarıda çok barışçıl bir dil kullanıyor ama sosyal medyada gayri resmi hesaplardan çok ağır bir iktidar aleyhtarı ve tehditkar bir dil kullanıyorlar. İki ucu kesen bir makas kullanıyorlar. Herhalde kendi kitlelerini böyle motive ediyorlar.

FETÖ taktiği mevzusunda neler düşünüyorsunuz?

Önceki seçimlerde FETÖ, AK Parti'ye karşı açık cephe almıştı. Sonradan güçleri azalınca her il ve ilçede hangi partinin adayı AK Parti karşısında güçlüyse onun yanında olmaya başladılar. Şimdi ise bu taktiği HDP uyguluyor. Aynı FETÖ gibi, AK Parti'ye karşı kim nerede güçlüyse onun yanında olacağız dediler. Diyelim ki Urfa'da Saadet Partisi'nin yanında, başka ilde İP'nin yanında, İstanbul, Ankara ve İzmir'de ise CHP'nin yanında

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Politika' Kategorisinde Son 10 Yazı
   CHP Belediyelerinde İşçileri Perişan
   Karakol Basan İmamoğlu CHP’nin İstanbul Adayı
   Öztürk Yılmaz Kılıçdaroğlu’nu Topa Tuttu
   Tahran'dan Çıkan Mesajlar
   Hamaney'den Dikkat Çeken Erdoğan Açıklaması
   Erdoğan'dan Tahran’da Dâhiyane Taktik
   Kılıçdaroğlu: Muharrem İnce Güven Vermedi
   Kobani Olaylarında Brunson İzi
   Erdoğan Yeni Kabineyi Açıkladı
   Erdoğan Mucizesinin Tek Bir Açıklaması Var

Yazarlar
Mahmut Toptaş
İnsanı ve Çevreyi Kirletenler
Mehmet Ali Tekin
Güneşi Balçıkla Sıvamaktan Vazgeçin
Recep Öğütçü
Beka Meselesini Ciddiye Almayanlar Var
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te