Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 

Karakoç Anadolu Beyefendisi idi

Perşembe, 13 Aralık 2018 - (14:40)

Facebook da paylaş

Konya Aydınlar Ocağı’nda merhum şair Bahaeddin Karakoç’u anlatan Av. Sait Edip Akdağ, “Bahaeddin Karakoç, bir Anadolu Beyefendisi idi. Kendisi ayaklı kütüphaneydi.” dedi

Türk edebiyatında 'Dede Korkut' ve 'Beyaz Kartal' olarak anılan şair Bahaeddin Karakoç, Konya Aydınlar Ocağı’nda hayırla yâd edildi.

Konya Barosu avukatlarından Sait Edip Akdağ, Şair Bahaeddin Karakoç’u her yönüyle anlattığı konuşmasında, şair bir ailenin üç çocuğundan biri olan Bahaeddin Karakoç’un 05.03.1930’da Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde dünyaya geldiğini belirterek “Karakoç İlkokul 3. Sınıfa giderken; Elif-Be Cüzünden başlayarak Kur’an-ı Kerim’i 30 günde hatmetti. Ve bir haftada Osmanlı Türkçesini öğrendi” dedi. Av. Sait Akdağ, beşi erkek dokuz çocuk babası olan ve 19 şiir kitabı bulunan Bahaeddin Karakoç için “33 yıla yakın sağlık memurluğundan kendi isteğiyle emekli oldu. Sonraki yıllarını çok sevdiği şiirle hemhal olarak geçirdi ve 17.10.2018 tarihinde K.Maraş’ta vefat etti” dedi.

“ŞİİR HİKMET DOLU SÖZDÜR”

Konya Halk Kütüphanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen sunumlu sohbette şair Akdağ, Karakoç’la yaptığı söyleşiden hareketle daha çok onun şiir ve sanata bakış açısı üzerinde durdu. Şiiri “hikmet dolu bir söz” olarak tanımlayan Karakoç’un, usta bir ses avcısı olduğunu ifade eden Akdağ, “O, kelimelere kanat takıp ruh takıp üfleyen, şiiri şahlandıran bir cismaniyettir. Şair anadan doğma olunmaz, sonradan yönelir insan. ‘Ben anamdan şair doğdum’ diyenlere ise gülüp geçiyorum” diye konuştu.

Türkçe’yi “milletin üzerine titrediği mukaddeslerden” biri olarak gören Karakoç’un, dile bakışını “Ana dilimizi alabildiğince züğürtleştirdik. Yozlaştırdık. Hangi binanın önül diliyköşe taşlarını eskimiş diye söküp atabilirsiniz, o binayı yıkmadan. Dilin tabi gelişme çizgisine uymayıp, dili zorla değiştirmeye kalkışmak, dilin geçmişine, bugününe ve geleceğine ihanettir” şeklinde özetleyen Akdağ, şu ifadelere yer verdi.

“Şiir dili bir gönül dilidir. İnsanın ruhuyla fısıldaşır. Şair bu dili inşaa eden ustadır. Yine şair, her zaman gönül diliyle millet dilini kaynaştıran, kültür değerlerini savunan, toplumu bilgilendirerek itibar kazandırmaya çalışan bir sanatçıdır.

Mesleğinin ne olduğunu soranlara “şairim” diye cevap verir her zaman ve “mola yok, yola devam” diyerek hep kendisini yenileyerek şiirine devam eder. Son nefesine kadar.”

Akdaş, “Yarın için tapumuz yok/ Hakk’tan gayrı kapımız yok” diyen şair Karakoç’un sanata bakış açısını değerlendirirken de şu açıklamalara yer verdi: “Her gün Beyaz Dilekçe yazsam, bastırsam, dağıtsam yine de açlığım-susuzluğum bitmez ki… zaten bir mahveden de, gıdım gıdım tüketen de bu gönül değil mi?”

KARAKOǒUN ŞAHSİYETİ

Şair Bahaeddin Karakoç’un şahsiyeti hakkında da önemli açıklamalar yapan Akdağ, “Basitliğe prim vermez, gereksizliğe tahammül etmezdi. Kadîm kültürümüzün şahsiyetinde şekillendiği bir “beyefendilik” tarzı ve orijinalliği vardı. Hani “İstanbul Beyefendisi” deriz ya. Bahaettin Karakoç da tam bir Anadolu Beyefendisi idi. O aynı zamanda ayaklı bir kütüphaneydi. İtibar eder, itibar görürdü. Saygıda kusur etmez, saygınlıkta kusur görmezdi. Boş zamanı olmaz ve boşlukta kalmazdı. Okumakta daimi, yazmakta daimi, üslûbunda samimiydi. Dostlukta devasa, akrabalıkta daha devasaydı. Eş, dost, hısım ve akraba canlısıydı. Kaliteli insanı ilk görüşte çerçeveler ve gönül hanesinin başköşesine asardı. Dost, akraba ve arkadaş için bütün engelleri aşardı.

Genç şairlere önem veriri, onları her zaman korur kollar her bakımdan desteklerdi. Şiir ışığı ve şiir kumaşı olanları bulur keşfeder ve edebiyat dünyasına kazandırırdı.

“Şairim, bir ak Yörüğüm ben, yaylamda duman/ Ve içimde her zaman bir çiçek bayramı var” diyerek naifliğin destanını ömrüne serpeştiren bir dervişane dev devrandı o.”

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Kültür Sanat' Kategorisinde Son 10 Yazı
   Aydınlar Ocağında Şiir Akşamları
   Dinler Tarihi Yok İslâm Tarihi Var
   Şiir Hayatın Özüdür
   Kontrgerilla 15 Temmuz’da Temizlendi
   Abdürreşid İbrahim İslâm Mücahidi idi
   ÖNDER Kültür Ödülleri
   Trablusgarp Mü’min Yüreklerin Yarasıdır
   HİSDER’de MTTB Anlatıldı
   Akörenli Doktorlar Konya’da Buluştu
   Karapınar Enerji Üssü Olacak

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
Mehmet Ali Tekin
Guccalıların Fır Fır Kanunu
Recep Öğütçü
Ruh Sağlığı Kanunu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te