Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Görevimizle Meşgul Olalım
Çarşamba, 04 Haziran 2014 - (12:32)
Mahmut Toptaş

Kur’an-ı Kerim’de 64 defa “iman eden” veya “iman edenler” kelimelerinden sonra “amel-i salih” kelimesi getirilmiş.

Yani, önce iman, sonra o imanın gereği olan amel-i salih olması gerekir.

İman eden kişinin içindeki iman, dışında görülmüyorsa iman kemale ermemiştir.

O insanın hayatında olumlu yönde değişim olmuyorsa iman zayıf demektir.

Kişi, inandığı gibi yaşamadıkça imanının meyvesini yiyemez.

Asıl adı Uveymir olan, Ensar’ın Hazrec kabilesinden, yiğit sahabelerden meşhur Ebudderda diyor ki, “Siz, ancak amellerinizle harp edebilirsiniz.”

Buhari Sahih’inde, Cihad kitabında Ebudderda’nın bu sözünü bölüm başlığı yapmış ve arkasından; “Ey iman edenler yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. Şüphesiz Allah, kendi yolunda, birbirine kurşunla kaynaştırılmış bir binanın (tuğlaları) gibi, saf bağlayarak savaşanları sever” ayetlerini verir (Saff Suresi, ayet: 2–4).

Bu ayetin arkasından şu hadisi rivayet eder: “Sevgili Peygamberimize tepeden tırnağa zırhlı bir adamın (Uhud harbi sırasında) gelerek, ‘Ya resulûllah, önce iman edip sonar savaşa mı gireyim yoksa önce savaş edip arkasından iman mı edeyim’ diye sorar. Sevgili Peygamberimiz, ‘Önce Müslüman ol sonra savaş’ dedi. O da Müslüman oldu, savaşa girdi ve biraz sonra öldürüldü…

Sevgili Peygamberimiz, ‘Az amel işledi çok sevap aldı’ buyurdu” (Buhari, Sahih, Cihad, Bab 13).

Fars imparatorluğunun en ünlü komutanı Zal oğlu Rustem, Kadisiye meydan muharebesinde karşılaştığı Müslümanları önce hafife almış ve “Ülkelerini koruduğumuz, karınlarını doyurduğumuz bu baldırı çıplaklara söyleyin, evlerine dönsünler, biz yardıma devam edelim, ülkemize ticaret ve seyahat vizesini verelim, canlarını onlara bağışlayalım” der.

Teklifi okuyunca Avrupa Birliği’nin bize söylediklerinin biraz daha insaflı olduğunu gördüm.

Onlar Kabul etmezler.

Ajanları aracılığıyla Müslümanlar hakkında bilgi toplayınca Arapların eski Arap olmadığını anlar.

Geceleri namaz kılan, gündüzleri oruç tutan, kılıcın üzerine yürürken sevgilisine kavuşuyormuş gibi giden insanlar olduğunu öğrenince elçi ister.

Elçilerin sözleri de onu çok etkiler ve İran Kisrası’na, “Biz, bu adamlarla başa çıkamayız.” der ve barış yapıp cizye ödemeyi kabul etmesini teklif eder.

Rüstem değerli bir komutan, işin nereye varacağını anlamış, teklifi kabul edilmeyince savaş olmuş ve Fars İmparatorluğu tamamen Müslümanların eline geçmiş.

Irak, Suriye, Filistin, Çat, Nijerya, Somali, Çeçenistan, Afganistan... gibi yerlerde Batı’nın ürettiği en öldürücü silahlara karşı can, kan ve imanından başka bir şeyi olmayanların başarısı işte buradan gelir.

Bir adam Abdullah bin Ömer’in huzuruna gelmiş ve “Allah, cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Allah yolunda harp ederler, öldürürler, öldürülürler. Tevrat, İncil ve Kur’an’da hak olarak yaptığı bir (cennet) vadidir. Allah’tan daha çok sözünü kim yerine getirir? O halde onunla yaptığınız bu alışverişte sevinin. İşte büyük başarı budur” (Tevbe süresi ayet 111) ayetini ima ederek, “Ben nefsimi Allaha satmak istiyorum” demiş.

Abdullah da, “Yazık, hani şartları” dedikten sonra, “Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (ilim, cihat, sıla, hac, umre için) seyahat edenler, (oruç tutanlar) rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülüğü engelleyenler, Allah’ın sınırlarını koruyanlar, (işte bu) müminleri müjdele” ayetini okumuş (Tevbe Suresi, ayet: 112) (İbnül Esir, Cami’ül Usul, hadis no: 1062).

Namazımızı, orucumuzu, haccımızı, Allah’ın koyduğu hukuku, Kur’an’da bildirilen emir ve yasakları bilip onların hakkını vererek yerine getirmek ve onu yerine getirirken, “Hayır, Allah’ın dediği değil, benim koyduğum kurallara uyacaksınız.” diyenlere de, haddini bildirmek gücü yeten her Müslüman’ın görevidir.

Görevimizle meşgul olalım.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
   Yüzakı Müslümanlar
   Aile Reisinden Devlet Başkanına Kadar
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik
   Türkçe Ezan üzerine

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
Mehmet Ali Tekin
Mostar Şehidleri…
Recep Öğütçü
İmam Hatip Okullarının Misyonu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te