Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Çin'li Hoca
Cumartesi, 26 Eylül 2009 - (13:56)
Mahmut Toptaş

1878 yılında Doğu Türkistan'daki Yarkent hanı veya diğer adı ile Kaşgar emiri Yakub beğ, Çin ordularına karşı harbi kaybeder. Çin istilasının ardından katliamlar yaygınlaşınca ülkeden göçler başlar. 1890 yılında Buhara'dan Mekke'ye gelen, oradan Karaman'a hicret eden ve Karaman'ın Çatak köyüne yerleşen Abdullah isimli Doğu Türkistanlı bir hoca bu köye ve çevresine çok faydalı olur. Vatandaşlık hakkını da elde eden ve Eğider soyadını alan bu hoca 1950 yılında Çatak köyünde vefat eder. Abdullah Eğider isimli bu hoca, bütün çevre köyler tarafından Çin'li hoca olarak bilinirdi. Köyde altmış yıl hocalık yapan Çin'li hocanın şiirleri de varmış ama şiir defteri bulunamamış.

Yalnız, küçük yaşlarda hocanın şiirlerini ezberleyen aynı köyden Ali Biber (Öksüz Ali)'in ezberindekiler Karaman esnafından sayın Abdullah Uzun tarafından toplanmış ve küçük bir dosya haline getirilmiş. Değerli dostum Mehmet Karaaslan (Sarı Memet) bu dosyanın bir nüshasını bana fotokopi olarak lutfettiler.

Aslında ben bu makaleyi bayram günü yayınlanması için hazırlamıştım. Ancak bayram günü sevinç günüdür, bu hüzün dolu şiir, insanı kederlendirir diye bayram sonuna erteledim. Gurbete düşen bir Türk insanı "Sılada bir evin bacası olsam" demiş. Baca, bir evin dışına itilmiş ve evin zehirli dumanını dışarı atan, yüzü ve içi kapkara olan bir şeydir. İşte sıla özlemini tetikleyen ve kendi ülkesinde siyah baca olmayı tercih ettiren şeyi gurbete çıkmayan bilemez.

Buyurun Abdullah Eğider hocayı dinleyin:

"Bayaram gelir geniş urba giyerdik

Emsal, akran, ahbab birlik giderdik

Konu komşu, bacıların elin öperdik

Senin de bayramın geldimi bacım

Bu ayrılık sinene çöktü mü bacım.

Kimi keten giymiş kimisi pazen

Kimisin şalvarı aldan maviden

Kimisi ağlıyor artık gülmeden

Sen de karaları giydin mi bacım

Bayramda ağıyı yuttun mu bacım

Kardeşini sorarsan göğe bakmakta

Bayram gelince ağı yutmakta

Dünyayı Konyayı gözden atmakta

Görüşmek mahşere kaldı mı bacım

Bayramda yollara baktın mı bacım

Düştüm kaldım bu gün gurbet ellerde

Divane gözlerim şimdi yollarda

Zannedersem bacım kanlı yaşlarda

Berelinin halinden yaralı bilir.

Ne yazık vatanı elden uçurduk

Akıl ile fikri baştan kaçırdık

Düz ovada doğru yolu şaşırdık

Şaşkınlık halinden şaşanlar bilir.

Abdullah dağlarda taş olmak ister

Dertli insanlara eş olmak ister

Bacımın gözyaşın durdurmak ister

Bu derdi bacıdan ayrılan bilir.

GUGUG KUŞUNA

Sesin duydum gugug nereden geldin

Seherde bir garip ötmeye geldin

Yüreğim yaralı yakmaya geldin

Hazin hazin ötme yaralı gugug

Maksadın bacımı aramak mıdır

Yoksa gözüm yaşın akıtmak mıdır

Acı acı ötmek ustalık mıdır

Benim gibi bahtı karalı gugug.

Ben gibi dermansız aciz değilsin

Kanadın var daldan dala uçarsın

Niye benim gibi hasret çekersin

Sıladan gurbete varalı gugug

Abdullah der ötüşün sıladan gelir

Sesin duyar bacım aklıma gelir

Gücü olan uçar vatana gelir

Ben artık oldum buralı gugug

Yaralandım bir gecenin yarısı

Gül vücudum oldu ayva sarısı

Böyle imiş ak alnımın yazısı

Zalim felek kaldı davam mahşere

Şaşkın kaldım bulamadım bacımı

Kadir mevlam böyle yazmış yazımı

Garip bacım böyle görsün yahalimi

Zalim felek kaldı davam mahşere

Bizim ile gurbet ele gidenler

Bizi de gurbette kaldı den varın

Ağamdan bacımdan sual edenler

Çok selam gönderdi diyerek varın

Bacım beni sizlerden de sorarsa

Nerde benim kadeş diye ararsa

İbrişim saçını hemen yolarsa

Ağlamayın bacımı getirin varın

Bu dağlarda dürüldü ecel defterim

Günden güne arttı kardeş fırkatim

Ana ata kavim kardeş kıymetim

Ümit kesilince bildirin varın

Bu yerlerde oldu bize bir ferman

Ayrılık yüzünden halim pek yaman

Aradım bulamadım derdime derman

Ağamlasın bacım gelir den varın

Söyleyin ağama çırayı yaksın

Kitabım açsın da yüzüne baksın

Garip bacım benden umudun kessin

Doğruyu söyleyip öldü den varın

Sarığımı verin beni yuyana

Gömleğimi verin suyum koyana

Hacı Abdullah nerden diye sorana

Bu bir garip idi öldü den varın

Takdiri ilahide budur nasibim

Az verilmiş çok istesem çare ne

Ne kem kaderim yar ne de talihim

Bülbül gibi zar ağlasam çare ne"

Not:Şiirdeki teknik hatalar hocayı dinleyip ezberleyen köy çocuğu Öksüz Ali'den kaynaklanabilir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Eşyanın Esiri Oluyoruz
   Ülfet Külfet ve Vahşet
   Eşkıya Kâfir Etkıya Müslüman
   Domuz Çobanlarının Koruması Olmayalım
   Hor Görme Gerçeği Gör
   Mevlana’da Sema/Raks
   Güzel Haberler Verelim
   Yanılıyorsam Uyarınız
   Doktora Tezleri de Ajanlık Yapabilir
   İslam’ın Akıllısı Olalım
   İslam’ın Akıllısı Olalım

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Eşyanın Esiri Oluyoruz
Mehmet Ali Tekin
Guccalıların Fır Fır Kanunu
Recep Öğütçü
Gör Gayri Rabbim!
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te