Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
SON OPERASYONUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Pazar, 22 Aralık 2013 - (12:34)
Recep Öğütçü

Bilindiği gibi, İstanbul polisi, 17 Aralık 2013 sabahı İstanbul ve Ankara merkezli büyük bir operasyona imza attı. Üst- ast ilişkisi kurulmadan, amirlerden habersiz yürütülen ve on dört aydır takibi yapıldığı söylenen bu operasyonla rüşvet, süistimal ve kara para aklama işlerine karıştıkları iddiasıyla bazı iş adamları, bürokratlar, belediye başkanları (Fatih İlçesi Belediye Başkanı) ve bakan oğulları (İçişleri, Çevre ve Sanayi Bakanlarının oğulları) gözaltına alındı. Gizli kalması gereken soruşturma boy boy gazetelere servis edildi. İster istemez Hükumet cenahı, bir seçim sürecinde yapılan bu operasyonu manidar buldu, kendisine karşı bir komplo, tehdit ve başkaldırı olarak algıladı. Yanlışını gördüğü başta İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın olmak üzere bazı emniyet müdürlerini görevden aldı. Emniyet içinde büyük çaplı bir temizlik başladı. Devlet içinde devlet görümündeki bu yapıyı otaya çıkarmak için Hükümet kararlılığını ortaya koydu.

Evet, AK Parti Hükumeti büyük bir komployla karşı karşıya olduğunu anladı ve polis içinde bir operasyon başlattı. Ebette her iktidar güç paylaşımını kabul etmez. Hele seçimle başa gelmiş bir hükumetin atanmışlar tarafından kuşatılması hiç kabul edilmez. Davul Hükumetin elinde, tokmak başkalarının elinde görüntüsü Hükümeti harekete geçirdi, birçok ilde bazı polis şefleri görevden alındı. Bu operasyonun devam edeceği de anlaşılıyor.

Devlet veya Hükumet, dört devlet kurumuna emanet. Bunlar; Asker, Polis, MİT ve Yargı. Hükumet bu dört kuruma güvenemezse ayakta duramaz. Hükumet, iç güvenliği sağlamada emniyet güçlerine, dış güvenlikte askere muhtaçtır, bunlara güvenmek zorundadır. MİT yani istihbarat, devletin ve hükumetin emrinde bir teşkilat olarak çalışır. Yargı ise, Hükumetten bağımsız üç kuvvetten biridir. Hülasa emniyet güçleri Hükumetin eli- ayağı, MİT ise gözü kulağıdır. Bu dört kurumla Hükumet arasında bir güvensizlik oluşmuşsa, halka karşı sorumlu olan Hükumet tedbir almak zorundadır. Bu kurumların siyasete yön vermesi demokratik bir ülkede düşünülemez.

Evet, AK Parti Hükumeti, önceki yıllarda Polis ve Yargı içinde bazı yapılanmalara göz yumdu, müsaade etti. On yılın sonunda Yargıda ve Polis içinde devlete paralel güçlü bir yapının ortaya çıktığını gördü. Bu yapı, Hükumetin dış içi politikasına yön vermeye kalkıştı. 2010- 12 Eylül Anaysa referandumuyla “siyasete yön veren laikçi ve ulusalcı” yargıçlardan kurtulduk, yargıyı demokratikleştirdik diye sevinirken, Yargı ve Emniyet içinde başka bir vesayetle karşılaştı Hükumet. Bu günlerde Hükumet uyandı ama geç kaldı.

CEMAAT KADROLARI YANLIŞ YAPIYOR

Önce şunu belirtelim, “Hükumeti köşeye sıkıştırma girişimi” diyebileceğimiz son yargı operasyonunda bütün bir cemaati veya hizmet hareketinin töhmet altında bırakmak yanlıştır. Geniş cemaat tabanının bu işlerle alakası yoktur. Üstelik geniş cemaat tabanının AK Partiyle gönül bağı vardır, ne hocalarından, ne de Tayip Erdoğan’dan vazgeçerler.

Demokratik bir devlette halk siyasetçiden hesap sorar, sorumluluk siyasetçiye aittir. Atanmış bürokratların, yöneticilerin sırtında yumurta küfesi yoktur. Hükümet başarılı olmak için bürokraside kendi zihniyetini ve politikasını onaylayan insanlarla çalışmak zorundadır. Bu güne kadar AK Parti Hükumeti Nur cemaatini kendisine yakın görmüş ve birçok bürokratik görevleri o cemaatle gönül bağı olan insanlara teslim etmişti. Daha doğrusu devlet yönetiminde Hükumet, Fethullah Hoca’nın yetişmiş kadrolarını en üst görevlerde değerlendirmişti. Şimdi anlıyoruz ki, bu insanlar iktidarı kuşatmaya başladı, devlet içinde devlet görüntüsü verdi, Yargıda ve Emniyette örgütvari bir yapıya dönüştü, Hükumetin dış ve iç politikalarına yön vermeye kalkıştı. Çözüm sürecinde, terörle mücadelede, dershane ve eğitim politikasında, İsrail ile ilişkilerinde ve daha birçok siyasi tasarrufta Hükumetle ters düşen cemaate yakın bazı atanmışlar, bugün Hükumeti tehdit etmeye başladı, devlet içindeki konumlarıyla Hükumeti yıpratmak için pozisyon aldılar. Bu arada cemaatin medyası da topuyla tüfeğiyle ateşe başladı.

Evet, son operasyondan pis kokular geliyor. Hükumet iki taraftan da, hem Ergenekon örgütünden, hem cemaat mensuplarından ateş altına alınmış durumda, darbeler arka arkaya gelmeye başladı. Daha doğrusu Hükumetin güvendiği dağlara bugün kar yağdı. Hükumet üyelerinin din kardeşim diye sarıldığı insanlar menfaat dostu çıktı. Menfaatleri bittiği anda Hükumeti düşman ilan ettiler. Mezara kadar dayanışmamız sürecek diyenlerin beraberliği pazarda bitti.

Bir vatandaş olarak ben de üç-beş yıldır polis içindeki dostlarımdan duyuyordum. Polis içindeki yapıdan şikayet ediyorlardı. Son yıllarda polis, savcı ve hakim olmak için adeta Nur cemaatinden referans bulmak şart gibiydi. Yüksek puan aldığı halde Nur cemaatinden referanslı olmayan adaylar mülakatlarda eleniyordu. Bu duyumlar karşısında şaşırıyordum, “cemaate bu kadar yetkiyi kim veriyor?” diyordum. Bu gelinen noktada Hükumetin yanında duruyorum. Devlet yönetiminde ağabeylere(!) değil amirlere itaat edilir. Amirinden değil, abisinden emir alanlar varsa yanlış yapıyorlar. Hiçbir Hükumet paralel bir devlet yapısına müsaade etmez. Bizim kültürümüzde, kitabımızda "Müslüman Ülü’l Emr"e (inanan devlet reisine) itaat farzdır.

Şahsen Fethullah Hoca’mızın şahsına büyük saygım var. İleriyi görmüş ve büyük bir eğitim kadrosu kurmuş, otuz-kırk yıl önce hizmet hareketini başlatmıştır. Cemaatin de kutsal bir hizmetin içinde olduklarını, din ve vatan için her fedakarlığa katlanan gönüllü kadrolar olduklarını biliyorum. Bu hizmet hareketini hep takdir ettim, çocuklarımı da onların dershanesine verdim. Hizmet hareketi, eğitim hizmetine devam etmeli, bir sivil toplum hareketi olarak kalmalıydı. Aynı kıbleye dönen insanlar birbirlerine bu operasyonları yapmamalıydı.

Biliyorum ki, Sayın Başbakan’ın cemaatlerle hiçbir sorunu yok. Aksine cemaatlere karşı büyük bir sevgi besliyor. Cemaatlerin gençliğin yetişmesinde büyük bir boşluğu doldurduğuna inanıyor Sayın Başbakan. O yüzden cemaat mensuplarına da en üst düzeyde görevler vermekten çekinmedi, en çok onlara güvendi. Ne zaman ki MİT Başkanı Hakan Fidan Adliyeye çağrıldı, dershanelerin kapatılması kararında Hükumetin eli-kolu bağlanmaya kalkışıldı, üstüne Hükumetin yakınlarına Yargı ve Emniyet ortaklığıyla mevsimsiz bir operasyon düzenlendi, işte o zaman Başbakan yeni bir vesayet altında olduğunu anladı ve elinden geleni yapmaya başladı. İşte son polis operasyonlarının sebebi de sonucu da bu olaylar zincirinde gizli. Burada kazanan olmayacaktır. Cemaatin çalışma alanı daralacaktır. İnanıyorum ki, büyük bir cemaat tabanı da bu tartışmalardan rahatsızdır ve AK Parti dışında bir arayışa girmeyecektir. Çünkü cemaatin finans kaynakları, cemaatin dayandığı taban AK parti tabanıdır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   3 Aralık Dünya Engelliler Günü
   İmam Hatip Okullarının Misyonu
   İmam Hatip Konusu
   Aile Konusu
   Ruh Sağlığı Kanunu
   Bir Yıl Daha Geride Kaldı
   Radikal Solun Geldiği Nokta
   Nefisler Semiriyor Gönüller Çoraklaşıyor
   Mekke Medine’nin Statüsü Tartışılmalı
   CHP Hiç Değişmedi Değişmez
   Akşehir Belediyemizin Engelli Duyarlılığı

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
Mehmet Ali Tekin
Bosna Seyahati…
Recep Öğütçü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te