Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Bir Şair ve Bir Ressam Gözüyle
Cuma, 08 Mart 2013 - (16:59)
Mahmut Toptaş

Osmanlı’nın yetiştirdiği kâfir gücünde birini Cumhuriyet hükümeti henüz yetiştiremedi.
Dinime düşman olanların bir kısmının bileği güçlü iken bir kısmının dili keskindi.
Çağdaş kâfirlerimiz ya onlardan birinin ardına sığınarak gavurluk yapıyor veya onlardan birinin şiir ve nesriyle söylediklerini tekrarlıyor.
O dönemin içinde doğup büyüyen biri şair, biri ressam iki ayrı insan durumu tasvir ederek tarihe not düşüyorlar.
Şair, gördüğünü dilinden aktarır.
Ressam, gördüğünü elinden aktarır.
Batı anlamında müzeciliğin öncülüğünü yapan, Güzel Sanatlar Akademisi (Sanayi Nefise)’nin ilk müdürü olan Osman Hamdi bey (30 Aralık 1842-24 Şubat 1910)le Mehmet Akif Ersoy merhum Osmanlı’nın nasıl yıkıldığını görmüşler ve iki ayrı dille durumu bize aktarmışlar.
Osman Hamdi Bey, üzerinde Kur’an okunan sedef kakmalı rahlenin üzerinden Kur’an’ı yere atmış ve rahlenin üzerine o güne göre çok açık sayılan bir kadını oturtmuş.
Kadın, Kâbe’ye sırtını dönmüş olarak Mihrabın önünde oturmakta.
Sırtını döndüğü mihrabta çiniler üzerine işlenmiş Hatai, Rumi ve Kündekari desenler ve Ayet-el Kürsi’nin son bölümü var.
Ayaklarının altında yere atılmış Kur’an ve eski yazılı kitap ve dağınık sayfalar var.
Kadının sarı renkli, üç peşli, işlemeli kaftanı, gerdanı açıkta bırakacak şekilde dekolte.
Saçlar toplanmış ve açık.
Ayaklarının altında kitap parçalarının arasında buhurdandan tüten bir duman var.
Ressam gözüyle Osmanlı’nın son demi işte bu.
Önce elinden Kur’an’ı alınan, aydın olmak için Paris’ten ışık almaya giden, Cezayir, Tunus, Libya, Yemen, Balkanlar, bir yiğidin kolunun, bacağının kesilip doğranması gibi doğrandığı günlerde Mehmet Akif merhum da “Ruhu harabında duyduğu hicranı” dile getirmiş ve şöyle özetlemiş:
“Kur’ân ayak altında sürünsün mü, İlâhî?
Âyâtının üstünde yürünsün mü, İlâhî?
Haç Kâ’be’nin alnında görünsün mü, İlâhî?
Çöksün mü nihâyet yıkılıp koskoca bir din?
Çektirme, İlâhî, bu kadar zilleti...
Âmin!
Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz ma’nânın:
Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;
Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
Namaz, oruç gibi şeylerle yok alış verişi.
Mukaddesât ile eğlenmek en birinci işi.
Duyarsanız «kara kuvvet» bilin ki: Îmandır.
«Kitâb-ı köhne» de -hâşâ- Kitâb-ı Yezdan’dır.
Üşenmeden ona Kur’ân’ı anlatırsan eğer,
Şu ezberindeki esmâyı muttasıl geveler:
«Kurùn-i mâziyeden kalma cansız evrâdı
Çekerse, doğru mu yirminci asrın evlâdı?»
Göçer hazîre-i târîhe Beyt’i Mevlâ’nın;
Çürür gider ayak altında göğsü Kur’ân’ın!
Bilirsiniz ki, hemen, yüz, yüz elli yıldır, biz,
Ne varsa elde verip muttasıl çekilmedeyiz!
Ömer’lerin, Yavuz’un biz vefâsız evlâdı,
Sıyânet eylemedik yâdigâr-ı ecdâdı.
Ne yâr-ı candı o, lâkin biz olmadık ona yâr;
Sonunda parçalanıp yurdumuz, diyar diyar,
Küçüldü öyle ki: Yoktur yaşatmak imkânı,
Dönüp de arkaya nâmûsu, dîni, vicdânı!
Korkma!
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun?
Meğer ki harbe giren son nefer şehîd olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,
Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar;
Değil mi cebhemizin sînesinde îman bir;
Sevinme bir, acı bir, gâye aynı, vicdan bir;
Değil mi cenge koşan Çerkes’in, Lâz’ın, Türk’ün,
Arab’la, Kürd ile bâkîdir ittihâdı bugün;
Değil mi sînede birdir vuran yürek... Yılmaz!
Cihan yıkılsa, emîn ol, bu cebhe sarsılmaz!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik
   Türkçe Ezan üzerine
   Sınır Çizenler Kendilerini Çizerler
   8 Milyar tek parmağa bağlanmış gidiyor
   Kulağımıza Küpe Olsun Bu Kelam

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
Mehmet Ali Tekin
Guccalıların Fır Fır Kanunu
Recep Öğütçü
Ruh Sağlığı Kanunu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te