Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Kadına Şiddet Altında Yatan Gerçekler
Pazar, 20 Ocak 2013 - (15:37)
Recep Öğütçü

Güçlünün zayıfı ezmesi insanlık tarihi ile başlamıştır. Kadına şiddet de bir çeşit güçlünün zayıfı ezmesi olayıdır. “Güçlü”, yeri gelir devlet otoritesi olur, polis olur, asker olur. Yeri gelir “güçlü” baba olur, koca olur, bakıcı olur, öğretmen olur.

Şiddetin fizikseli de, ruhsalı da vardır. Şiddet, elle olur, sözle olur, gözle olur. İnsana ve diğer canlılara yapılan her tülü fiziksel darp, psikolojik baskı ve korku “şiddet”tir. Biz burada daha çok “fisiksel darb”ı şiddet olarak göreceğiz ve o konu üzerinde görüşlerimizi yazacağız.

Kırsal bölgelerde ve geleneksel hayatımızda “şiddet”, yani suç işlediği zaman kadını ve çocuğu dövmek, eğitimin bir parçası ve bir eğitim metodu olarak kabul edilmiştir. İşte aile içindeki şiddet olaylarının bir sebebi, bu genlerimize işleyen alışkanlıklarımızdır; ailede, okulda ve askerde yaşayarak ve görerek öğrendiklerimizdir.

Erkeğin fıtratında var olan ego ve güçlülük duygusu da şiddetin irsi yönünün de olduğunu ortaya koymaktadır.

Günümüzde şiddet olayları iletişim araçları sayesinde daha da alenileşmiş ve görünür olmuştur. Çocuklarımız şiddet olaylarını duya duya, göre göre büyümektedir. Televizyonlarda, gazetelerde verilen her tülü şiddet haberi, şiddeti adeta kanıksatmakta, normal bir hadise haline getirmektedir. Eskiden iletişim araçları bu kadar yaygın ve gelişmiş değildi, dolayısıyla etrafta ve uzaklarda olan şiddet olaylarını duymuyorduk, görmüyorduk. Bugün ise dünyanın herhangi bir yerindeki şiddet hadisesi evimizin, odamızın içindedir. Her gün savaş sahnelerini, gizli kamera ile çekilmiş bakıcı şiddetlerini, çocuğa ve kadına yapılan şiddet olaylarını, baba ve koca dayaklarını ekranlarda izlemekteyiz. Bu tür haberler nefrete yol açtığı kadar özendirici de olmaktadır. Durmadan kötü örnekleri izleyen çocuklar zaman içinde kötü karaktere bürünmektedir. Çünkü gördüğü, bildiği, duyduğu odur. Her gün babasının annesini dövdüğünü izleye bir çocuk, ileride şefkatli, merhametli, mülayim bir baba veya koca olabilir mi? Çünkü o çocuğun içinde öfke ve kin birikmiştir, o öfke ve kin genlerine işlemiştir, ruhunda sinir ve strese yol açmıştır. Stresli ve sinirli bir insanın da öfke nöbetleri esnasında şiddet kullanması çok tabiidir.

Ülkemizde otuz yıldır süren terör hadisesi de şiddete yönlendiren, öfke biriktiren, merhamet duygularımızı körelten başka bir olgudur. Birileri birilerini haksız yere öldürürken, başka birileri de kin ve öfkeyle dolmakta, zaman gelip bu kin ve öke başka birilerinin canını yakmaktadır. O farkında olmadan biriken kin ve öfke, sokakta teröre dönüşmekte, cinayetleri körüklemekte, karı- koca arasında şiddete yol açmaktadır.

İnsanlık tarihi botunca gelen bütün semavi (ilahi) dinlerin temel amacı, insanların içinde biriken kin ve öfkeyi yok etmek, merhamet, şefkat ve iyilik duygularını aşılamaktır. Son Peygamberin adı da “Rahmet ve Merhamet Peygamberi”dir. Peygamberimiz (sav) buyurur: “Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin”. “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.“ Bizler böyle bir peygamberin ümmetiyiz, böyle merhamet dolu bir kültürün sahipleri ve varisleriyiz.

Maalesef terör olaylarının, şiddet sahnelerinin her gün ekranlarda gösterilmesi, millet olarak bizi öfke ve kinle doldurmuş, hanımına, çocuğuna, komşusuna, arkadaşına, kardeşine şiddet uygulayan bireyler haline getirmiştir.. Zaman gelmiş, PKK’lı teröristlerin yaptığı mezalimden koca bir Kürt halkını sorumlu tutmuşuz, öfkemizi Kürt komşularımıza yöneltmişiz. Bin yıldır birlikte yaşayan iki kardeş halkta ruhen kopuşlar yaşanmıştır. Birinci dünya savaşı yıllarında Ermenilerin yaptığı mezalimden dolayı hala Ermenilere karşı kin ve öfkeyle doluyuz, babalarımızın anlattıklarıyla Ermeni halkına kin besliyoruz..Demek ki şiddeti farkında olmadan öğreniyoruz ve uyguluyoruz. Ne zaman ki, bu etnik ve din farklılıklarımızı bir kültürel zenginlik olarak bildik, işte o zaman bu kin duygusundan sıyrılacağız, terör şiddeti sona erecek.

Şiddetin sebepleri arasında irsi özelliklerimizin yanında yetiştirilme tarzımızın da önemi vardır. Şiddet uygulayan, şiddeti bir eğitim metodu olarak benimseyen anne ve babaların çocukları da anne baba olunca çoğu zaman çocuklarına ve eşine şiddet uygulamaktadır. Tabii ki genellemek yanlıştır. Anne- baba şiddetinden ders çıkaran, şiddetle büyütüldüğü halde kendisini şiddetten uzak tutan kocalar ve babalar da vardır.

KADINA ŞİDDET KORUMA VERMEKLE ÖNLENMEZ

Son günlerde toplumda giderek yayılan şiddet olaylarını, özelde kadına şiddeti önlemek için bazı hukuksal ve güvenlikçi tedbirler alındı, alınıyor. Ama “eğitim” tedbiri göz ardı ediliyor.

Kadına ve çocuğa şiddeti önlemek için aile eğitiminden başlamak gerekir. Kanunla, polisiye tedbirlerle, kocaya yasaklar koymakla, uzaklaştırma cezası vermekle, kadına koruma vermekle, kadın sığınma evleri açmakla şiddet önlenmedi, aksine çoğaldı, çoğalıyor. Özellikle kocaya yasaklar koymak ve kocayı evden uzaklaştırmak, kadına korumalar vermek gibi tedbirler, kocayı öfke ve kinle doldurmakta, fırsatını bulduğunda koca kendini toplum içinde rezil ve rüsva eden kadını bıçaklayıp öldürmeyi göze almaktadır.

Evet, kocaya baskı yapan, kadına koruma veren, erkeğe yasak getiren yasalar, polisiye tedbirler, hakim kararları maalesef şiddeti azaltmamış, aksine artırmıştır..Korkutma ve yasaklama, çocuklar için belki etkili olabilir, ama yetişkin bir erkeğin korkutularak şiddetten uzak tutulması yanlıştır, aksi tesir yapmaktadır. Dolayısıyla eğitimden başka çıkar yol yoktur. Aile bütünlüğüne zarar veren, eşleri birbirinden uzaklaştıran, aile bireyleri arasına yasaklar getiren her türlü güvenlikçi tedbir, şiddeti körüklemektedir. Aile mahremiyetine uluorta müdahil olmamak gerekir. Aile içindeki anlaşmazlık ve şiddet için, Kur’an’ın önerdiği her iki taraftan hakem görevlendirme ve nasihat ederek barıştırma tedbiri en sağlıklı ve fıtri yoldur. Fiziksel olarak erkekten zayıf ve güçsüz yaratılan kadın elbette kanunla da korunmalı, kadını koruyucu hukuksal tedbirler alınmalıdır. Ama bu, sadece kadını evine hapsederek, erkeğe yaklaşma yasağı koyarak olmamalıdır. Tecrübeyle gördük ki, erkeğe verilen uzaklaştırma cezası şiddeti önlememekte, adeta şiddete yöneltmektedir.

Televizyonlarda her gün gördüğümüz aile içi şiddet haberleri de maalesef şiddeti özendiren bir etki yapmaktadır.

Aile içi şiddet olaylarında sadece erkeğin değil, kadının da rolü vardır. “Sabır”, “kanaat”, “itaat”, “saygı”, “sevgi” gibi kavramlar, “kol kırılır yen içinde kalır” gibi deyimler yavaş yavaş değerlerimizin arasından çıkıyor. Sabırsız, kanaatsiz, doyumsuz, saygısız bireyler, ister istemez ailenin yükünü çekemiyor, sesler yükseliyor, aile içinde yüksek ses şiddete, şiddet cinayete kadar gidiyor. Küçük bir münakaşa eve polis getirtiyor, küçük bir tartışmada kadın evi terk ediyor. Onur ve haysiyetinin ezildiğini düşünen erkek, egosunu bastıramıyor, olanları sineye çekemiyor ve çareyi şiddette arıyor.

Bizim geleneksel aile yapımızda, kültürümüzde aile bireyleri arasında iş bölümü vardır, kadın ve erkeğin görevleri ve rolleri farklıdır. Herkes kendi rolünü oynadığında kavgaya ve şiddete yer yoktur. Her aile bireyi kendi görevini bilmektedir. Koca eve ekmek getirmekle ve evin güvenliğini sağlamakla görevlidir. Kadın ise evinde çocuklarını büyütüp eğitmekten, evin iç işleyişinden ve düzeninden sorumludur. Halk tabiriyle erkek dışişleri, kadın içişleri bakanıdır. Günümüzde bu iş bölümü, roller ve konumlar değişmiş, kadın çalışma hayatına atılmış, ekonomik yönden bağımsızlaşmış ve erkeğin rolünü çalmaya kalkışmıştır. Erkek de karakterinin gereği olarak kadının rolüne giremeyince, bazı ek görevleri de üstlenmeyince, bir de rolünün çalındığına inanınca, evde sinir ve stres başlamakta, sonuçta bu sinir e stres şiddete dönüşmektedir.

Evet, ekonomik yönden bağımsızlaşan kadının dili açılmakta, itaati ve saygısı yok olmakta, kendi kendine ayakta durabileceğini hissetmektedir. Erkek de, güçlü fiziğinin arkasına sığınarak şiddetle kadını evine ve kendine bağlayabileceğini düşünmekte, şiddetle sorunları çözeceğini sanmaktadır. Dolayısıyla aile içi şiddetin temelinde yatan gerçeklerden biri, rollerdeki değişim, görev taksimatının kadının aleyhine yapılmasıdır. Günümüzün modern aile hayatında kadının yükü fazladır. Erkek sekiz saat mesaisi dışında dinlenmekte, eğlenmekte; kadın da aynı mesainin üstüne ev işleri görevini de üstlenince yorulmakta ve bunalmaktadır. Sonuçta bu yorgunluk erkeğe karşı görevlerini aksatmaktadır.

Genellikle şiddet, dağılmaya yüz tutan ailelerde görülmektedir. Erkek dağılmayı önlemek için son çare şiddete başvurmaktadır. Aile dağılmasının da sebeplerinden biri, kadının ekonomik ve kanuni güvenceye kavuşmasıdır. Eskiler “kadını er değil ar utar” derlerdi. Eskiden büyüklerimiz çocuklarını evlendirirken “bir yastıkta kocayın” diye dua ederlerdi. “Kocanın evine gelinlikle girdin, kefenle çıkacaksın” derlerdi. Evlilikler bu anlayış ve inanç üzerine kurulurdu. Maalesef bugün bu tür nasihatler olmadığı gibi, ekonomik güvence ve kanun güvencesi kadının evine bağlılığını zayıflattı, zorluklara karşı sabrını bitirdi. Kadınlar, erkeğin kahrını çekmektense, hem iş hem de ev hayatının yükü altında ezilmektense, eşten ayrılarak sadece iş hayatının yüküyle baş başa kalmak istedi. Kadımıza eşsiz bir hayatın çekilmezliği önceden anlatılmalıdır. Erkeğin kadına muhtaç olduğu kadar, kadının da erkeğe muhtaç olduğu çocukluktan itibaren hep öğretilmelidir.

Kadın, fiziksel, cinsel ve ruhsal zayıflıkları nedeniyle bir koruyucuya şiddetle ihtiyaç duyar. Erkek de hakeza kendisine huzur verecek bir şefkat ve merhamet kaynağına muhtaçtır. Erkeğin şefkat ve merhamet kaynağı kadın, kadının da koruyucu ve kollayıcısı erkektir. İkisi de bir elmanın iki şakıdır. Soyulan ve saklanan elma çürümeye mahkumdur.

O halde aileyi dağıtıcı, erkeğe yasaklar koyucu yaptırımlar yerine aileyi birlikte tutucu kanunlar olmalı, tedbirler alınmalıdır.

AİLEDE DAĞILMAYI VE ŞİDDETİ ÖNLEYCİ BAŞKA TEDBİRLER NE OLABİLİR?

Hukuksal düzenlemelerden ve polisiye tedbirlerden tek başına müspet sonuç alınmadığı bir gerçek. Orta ve uzun vadeli başka tedbirlere de ihtiyaç var.

Bütün telkin ve nasihatlere rağmen şiddete devam eden erkekler gözetim altına alınıp eğitime tabi tutulmalıdır.

Şiddet olaylarında boşanma kolaylaştırılmalı, yıllarca sürüncemede bırakılmamalıdır. Kadının şikayetiyle uzaklaşma cezası alan bir erkeğin artık tekrar o kadınla karşılıklı güven içinde yaşaması mümkün değildir. Çünkü o kadın yüzünden onuru kırılmış, toplumun içinde rezil ve rüsva olmuştur.

Okul eğitimi boyunca evlilik ve aile dersleri olmalı, kadın ve erkeğin psikolojik özellikleri, farlılıkları, görev dağılımları, aile içindeki rolleri anlatılmalı, evlilik öncesi gençler sağlıklı bir evlilik hayatına hazırlanmalıdır.

Okul eğitimi boyunca manevi eğitim dediğimiz din ve ahlak eğitimi verilmeli, şefkat ve merhamet kavramları özümsetilmeli, peygamber, sahabe ve seçkinlerin aile hayatından örnekler anlatılmalıdır.

Bütün Belediyeler kadın sığınma evleri açmalı, çaresiz ve sahipsiz kalan kadınlar buralarda misafir edilmeli, ayak altına ve fuhuş çetelerinin eline düşmeleri önlenmelidir.

Evliliği kalaylaştırıcı tedbirler alınmalı, fonlar kurulmalıdır.

Aşırı borçlanma yüzünden psikolojisi bozulan, intihara kalkışan erkeklerin elinden tutan vakıflar kurulmalı, danışma merkezleri açılmalı, aile danışmanları bir an önce devreye girmelidir.

Hükümetin programında olan aile uzmanları ve danışmanları, aile içi şiddeti ve boşanmaları önlemek yönünden çok faydalı olacaktır.

Sonuç olarak kadına şiddeti önlemek için alınan polisiye tedbirler tekrar düşünülmeli, şiddetin sebeplerine inilmelidir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   Sevmesek de Savaş Farzdır
   Sabır Şükür Kanaat
   Organize Sanayi Bölgeleri ve Çumra OSB
   Medeniyetimizin Temeli Merhamet
   Hapishaneler Islah Etmiyor
   Proje Okulları Tuttu
   Kış Geldi Hoş Geldi
   3 Aralık Dünya Engelliler Günü
   İmam Hatip Okullarının Misyonu
   İmam Hatip Konusu
   Aile Konusu

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Kenetlenme ve selamet yolu
Mehmet Ali Tekin
Suskunluk İdeolojisi ve Yalnızlık Hissi Acı Veriyor
Recep Öğütçü
Sevmesek de Savaş Farzdır
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te