Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Müslümanların Birliği Meselesi
Cumartesi, 20 Ekim 2012 - (12:19)
Mahmut Toptaş

Kıyamete kadar söylenebilecek tatbik edilebilecek ve insanlara huzur dağıtabilecek bir kelam ki, o benim değil.

O söz, benim olsa benimkinin de sonu gelir. Yani sonu gelen insanın, söylediğinin de sonu gelir.

Rabbim Rahman süresinde, "Dünya üzerindeki her şey fanidir" diyor. Fani insanın söyledikleri de fanidir. Allah (c.c.), baki olduğundan, onun hükmü de baki oluyor. Onun kelamı da baki oluyor. Onun kelamı doğrultusunda olduğu için. Efendimizin hadisi şerifleri güncelliğini yitirmiyor. Öyleyse güncelliğini yitiren heva ve heves peşinde koşmanın anlamı yok. Her şey Allah (c.c.)'ın kelamı ve Resulullah hadisi şerifleri etrafında dönüp dolaşacaktır. Ama biz bunu anlatmada yanlışlık ediyoruz.

Nasıl? Dini kendimize göre ayarlıyoruz biz. Yani kendi anlayışımızı allıyoruz, pulluyoruz ve onu İslâm'dır diye dışarıya takdim ediyoruz.

Bu arkadaş böyle yapıyor, ben de şöyle yapıyorum. Bununkiyle benimki birbirine uymuyor. Bu bana diyor "sapık" ben de ona "sapık" diyorum ve ikinci yanlışı yapıyorum.

Hâlbuki bu da Allah (c.c.) ve Resulünün Kur'an ve hadisinden kaynaklansa, ben de aynı şekilde Kur'an'dan alsam bir araya gelmemize de gerek yok.

Aslında "birleşelim" lâfı, bizde yalama olmuş laflardan biridir. Hani cıvatalar vardır, sıkarsınız, sıkarsınız, biraz fazla kaçtı mı o yivler bozulur ve cıvata artık tutmaz.

"Birleşelim" lâfı da yalama olmuştur.

Sultanahmet Camii'nin kubbesini dört tane direk taşır. Direkler deseler ki bir gün, "Kardeşlerim iki yüz senedir ayrı duruyoruz, gelin birleşelim." Cami çöker.

Birleşmek demek, aynı davayı omuzlamak demektir. Ayrı ayrı dursunlar ama aynı davayı omuzlasınlar. Birleşme budur.

Benim Hakkâri'deki, Japonya'daki Endonezya'daki Müslüman'la birleşmem mümkün değil. Ama Müslümanları tarif ederken Efendimiz, "Bir vücudun âzaları gibidirler" demiş. Bundan ne anlaşılır. Göz, ayrı bir görev, el ayrı bir görev yapar; ayağımızın tırnağının ayrı bir görevi vardır, o da ayrı bir görev yapar. "Kardeşim ayrı ayrı durmayın, tırnak olarak, göz olarak madem aynı şeyi meydana getiriyorsunuz öyleyse birleşin" dense ne yapmak lazım? Bir silindirin altında ezilip bir torbada birleşirsek leş oluruz leş.

Bu mantıkla bir araya gelirseniz, leş olursunuz. Göz ayrı yerde, el ayrı, beyin ayrı yerde duracak ama hepsinin görüşü, bakışı, yürüyüşü aynı olacak.

Hadisi Kutside, "Nafilelerle kulum bana öylesine yaklaşır ki gören gözü, tutan elleri, yürüyen ayağı, duyan kulağı olurum" deniyor (Buhari, Rikak, bab tevazu). Rabbim (hâşâ) kulağımız mı olur? Değil. Kulağımız onun kelamını dinler. Onun dışındakileri reddeder. Gözümüz onun dilediği, istediği şeylere bakar. Onun dilediği haramı reddeder. Elimiz dilenmez. Devlet devlet "dolar ver, Allah rızası için dolar ver" diye dilenmez. Toprağın derinliklerinden maden çıkartır. Yani Rabbimin istediği istikamette yürür, bu birlik demektir.

Hepiniz ayrı ayrı okullardansınız. Ayrı ayrı okullardayken farz edin ki hepinizin bir araya gelmesi şart değil. Fakat aynı kültüre sahip olursanız, Kur'an ve sünnet doğrultusunda hayatın yorumlanması, tarihin yorumlanması, insanın hayatının yorumlanması, sanayinin yorumlanması olursa biriniz başka bir okuldayken diğeriniz başka okulda olsa, biriniz hâkim, biriniz kaymakam, biriniz eczacı olsa ve televizyondan bir haber dinleseniz, tepkiniz aynı olmalıdır. Birlik budur işte.

Hani, bin tane şoför, kırmızı ışığı görse ne olur? Dururlar değil mi? Hâlbuki bunların birliği yok birbirlerini tanımazlar bile değil mi? Fakat trafik kanunu öylesine yer etmiş ki onlarda, kırmızı ışığı gördüğünde hepsi birden duruyor. Refleks haline gelmiş, duruyorlar.

İşte bizim bütün düşüncemizi, tepkimizi, sevgimizi ve nefretimizi, "Allah için sevmek, Allah için buğuz etmek" kuralını yeşil ışıkta geçmek, kırmızı ışıkta durmak gibi herkesin gönlüne yerleştirebilsek, nelerden hoşlanacak, nelerden nefret edecek, bunu insanlara tam olarak anlatırsak; biri Kadıköy'de biri Levent'te, biri de Bakırköy'de olsun, biri Japonya'da, biri Patagonya'da olsun, televizyondan bir haber dinlediklerinde aynı anda "bravo" da diyebilsin, aynı anda "Allah ıslah etsin, Allah kahretsin diyebilsin, birbirlerinden hiç haber olmadığı halde. İşte kültür birliği dediğimiz şey bu. Bunu sağlamak gerekiyor. Bunu sağlamak içinde hepimizin okuduğu, hepimizin müşterek okuduğu bir şey olmalı ki, oda Kur'an'dır ve de sünneti seniyyedir tabii ki.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
   Yüzakı Müslümanlar
   Aile Reisinden Devlet Başkanına Kadar
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik
   Türkçe Ezan üzerine

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
Mehmet Ali Tekin
Sanayi Mahallesi’nin ‘Hoca’sı…
Recep Öğütçü
İmam Hatip Okullarının Misyonu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te