Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Baskıcılar yıkarken yıkılırlar
Cuma, 03 Temmuz 2009 - (12:36)
Mahmut Toptaş

"Baskı" deyince aklınıza ne gelir bilmiyorum. Kâğıt, kalem, kitapla meşgul olanlar derhal kitapların basıldığı matbaalar ve Tipo, Serigrafi, Ofset, Veb ofset, Düz ofset, Flesko, Tifdruk v.s gibi tekniklerle, çizgi ve yazının sabitlenmesi akla gelebilir.

Doğrudur o da baskı çeşididir.

Özgürce dolaşan fikirlerin, kâğıt üzerine hapsedilmesi hâlidir.

Matbaa baskılarında, herkes kendi fikirlerini kâğıt üzerine basıp çoğaltma hakkına sahipken, benim burada anlatmaya çalışacağım baskıcılar, yalnız kendi fikirlerinin yayılması için, ağızlara kilit vuran, rüyalara bile müdahale eden baskıcılardırlar.

Kendi sömürü alanını genişletmek ve meşrulaştırmak için, kanlı elleriyle katran karası gönlündekileri, küreselleştirmek için dünyanın her tarafında, devlet başkanlarını baskı altında tutmaya, direnenleri şehirlerde ve dağlarda öldürmeye devam edenler, baskıcılıklarını burayla sınırlı tutmamaktalar.

11 Eylül 2001'den önce, mangalda kül bırakmayan birçok mücahidimizin, o günden bugüne kadar yazdıklarında ve konuştuklarında, hiç kullanmadığı İslami ıstılahlar, daha önceki zamanlarda, ekmek teknesi idi.

Değerli bir profesörümüzün, insan ilişkileri üzerine yazdığı kitabı, dikkatle okudum ve kitabın içinde, elli kadar ayet ve hadisi tespit ettim.

Batılı ve doğulu düşünürlerin sözünü tırnak içine alıp, başlık yaparken ayet ve hadisleri tırnak içine almadığı gibi, ayet ve hadis kelimesi, kitapta bir defa olsun geçmemekte.

Aklı başında bir profesörümüze, bunun sebebini sordum.

Dedi ki, "Bu sahanın en iyisi, bu profesördür. Televizyonlara program yapar, birçok kuruluşa danışmanlık yapar, büyük şirketlerin genel müdürlerine seminerler verir ve yüksek paralar alır.

Eğer konuşmalarından birinde, bir defa "Allah şöyle demiş, Peygamber böyle buyurmuş" dese, onu silerler ve ancak profesörlük maaşıyla geçinmeye mahkum ederler" demişti.

Dün akşam haberlerinde, dünyaca ünlü bir tıp profesörümüz, sıhhatli olmanın yollarını gösterirken; sabahları, Yoga yaptığını söyledi ve ayağa kalkarak, önce bir müddet ayakta durduktan sonra, dizlerine doğru eğildi, ellerini ayaklarına değdiremeyenlerin, dizleri seviyesinde tutabileceğini anlattı; sonra, yüz üstü yere uzandı.

Şimdi bu profesörümüz Yoga mı yaptı, yoksa sabah namazını mı tarif etti.

Kıyam, rüku ve secdeleri gösterdi.

Veya o profesörümüz, "Ben bu kadar söylerim, siz anlayın; ben size, namazı öneriyorum" mu dedi ?

Filistin'de, Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da öldürülen insan sayısından daha fazladır, insanlığı öldürülen, insan sayısı.

Çok satan bir gazetenin, yıllarca Avrasya muhabiri olarak çalışan, değerli bir dostum anlattı; Azerbaycanlı bir profesörümüz, ona şöyle demiş: "Bizim, komünistlik dönemimizde yazdıklarımızla, bizi yargılamayın.

O zaman, ben dahil bir çoğumuz KGB'ye çalıştık. Rusya, devlet olarak büyük bir ansiklopedi çıkarmaya karar verdi.

Birkaç maddenin yanında "Namaz" maddesini de, bana verdiler. Ansiklopedi basıldı, bütün üniversitelerin, fakültelerin, bölümlerin kütüphanelerine, ilk ve orta öğretim okullarının kütüphanelerine ve her köye kadar, ansiklopedi ulaştırıldı.

Ben, "Namaz" maddesinin giriş cümlesini, "Müslümanların batıl inanışlarından olan Namaz..." diyerek başladım; ama, o cümleden sonra gelen bütün bilgileri, en doğru şekliyle yazdım ve ansiklopedide basılmasını temin ettim. Ondan sonra, namazı öğrenmek isteyenlerin, her yerde bulunabilen en önemli ve en sağlam kaynağı, o ansiklopedi oldu.

İlk cümleyi okuduklarında, benim sapıklığımı kabul ederek, doğru bölümleri aldılar ve yollarına devam ettiler."

Yunus Emre:

Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü" deyivermiş.

Mekke'de sevgili peygamberimize ve ashabına, her türlü baskı ve işkence uygulanmaya başlayınca, mü'minler arasında kenetlenme, çelikleşme başlarken, müşrikler arasında çözülme başlar.

"Bu kadarı da fazla. Bu bizim yaptığımız, insanlığa sığmaz" deyip; o günün parlâmentosu olan "Dar-ün Nedve" de, şiddetli tartışmalar başlar.

İman ederek, sevgili peygamberimizin yanında yer alırlar. Sahabeden öldürdükleri, şehit olur. Kalanları, hicrete zorlarlar. Medine'ye hicret ederler. Medine halkının, Müslüman olmasına sebep olurlar. Sonra, o Medineli Müslümanlarla birlikte, Mekke'yi fetih ederler.

Baskıcılar, "Yıkacağız" derken, yıkılırlar giderler.

Rabbimiz buyurur: "Kötü tuzak, sahibini yakalar" (Fatır suresi, ayet 43)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
   Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
   Yüzakı Müslümanlar
   Aile Reisinden Devlet Başkanına Kadar
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
Mehmet Ali Tekin
Bosna Seyahati…
Recep Öğütçü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te