Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Kadına Şiddet Konusunun Düşündürdükleri
Pazartesi, 14 Mayıs 2012 - (15:03)
Recep Öğütçü


13 Mayıs Pazar günü Anneler Günü’nü kutladık. Batılı insanın armağanı olan Anneler Günü’nü toplum olarak es geçmedik, annelerimize hediyeler aldık, çiçekler sunduk, telefonla da olsa hallerini hatırlarını sorduk. Benim böyle bir şansım yoktu, annemi yirmi beş sene önce kaybetmiştim. Bizler de dua edebildik, Fatiha gönderebildik.

Aslında bizim kültürümüzde “Anneler Günü” diye bir kavram yok. Bizim inancımıza göre her gün anneler günü, cennet annelerin ayakları altında, Allah’ın rızası ana- babanın rızasında gizli. Mümkünse annemizi her gün yoklar, duasını alırız. Anne duasının açmadığı kapının olmadığına inanırız. Onları asla huzur evlerine terk edemeyiz. Bir kibar-ı kelamda söylenir ya, “Ana başa taç imiş, /Her derde ilaç imiş, /Bir evlat pir olsa da, /Anaya muhtaç imiş”. Bu gerçeği maalesef annelerimizin vefatından sonra daha iyi anlıyoruz.

Rahmetli annemin çocuklarına düşkünlüğü, sabrı, fedakârlığı, merhamet ve şefkati bir destandı. Sabah erkenden tarla ve bahçe işlerine gitmesi gerektiğinde bizleri uyandırmaya kıyamaz, yatağımızda bırakır, kapıdan defalarca seslenirdi: “Oğlum yavrum, yumurtanızı pişirdim koydum, ekmeği suladım, kalkınca yiyin, aç kalmayın” Evet, tavuklarımızın günde bıraktığı birkaç yumurtayı bizim için saklardı. Karın kaymağı dediğimiz özel peynirler yapar, kabak çekirdekleri soyar, okulumuza giderken çantamıza katardı. Babamın çok az getirdiği kuru incir, badem ve ceviz gibi bizim için kıymetli meyveleri ağzına almaz, bizleri sevindirmek için saklardı. Mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın!

KADINA ŞİDDET KONUSU

Anneler Günü’nden kadına şiddet konusuna geçmek istiyorum. Maalesef son yıllarda kadına şiddet olaylarını sık sık duyar olduk. Kadına şiddeti önlemek için devlet ve hükümet olarak çareler arıyoruz. Aileden sorumlu Bakanımız Sayın Fatma Şahin’in çabalarıyla kadını koruma kanunu hazırlandı. Kanunla birlikte şiddet uygulayan erkeğin elini kolunu bağlayan bazı cezalar ve yaptırımlar geldi.

Bundan böyle eşine şiddet uygulayan erkek gerektiğinde evden uzaklaştırılacak, takip için koluna elektronik bilezik takılacak, kadına koruma verilecek vs. Bu tedbirleri de yargıdan evvel mülki idareler alacak.

Kanunun ruhunda bazı yanlışlar seziyoruz. Bir defa Türk erkeği gururlu ve onuruna dükündür. Kadının şikâyetiyle hapse atılan, evden uzaklaştırılan, koluna elektronik kelepçe takılan bir Türk erkeği artık eşine iyi gözle bakmaz, yuvanın tekrar kurulması mümkün olmaz. Yani kaş yapılacak yede göz çıkarılmış olur. Onur kırıcı cezaları alan, toplum içinde rüsva olan bir erkek, artık evine dönüp yuvasına sahip çıkmaz, kovulmanın ve kanunlarla dövülmenin yaptığı psikolojiyle erkeğin ilk düşüncesi boşanmak olur.

Kanunlar dağıtıcı değil, toplayıcı ve yapıcı olmalı; şirazeden çıkarıcı değil, eğitici olmalı; uzaklaştırıcı değil, yakınlaştırıcı olmalı; nefret ettirici değil sevdirici olmalı.

Kadına şiddetin kanunla önleneceğini sanmıyoruz. Şiddet uygulayan erkeklerin tedavisi ve eğitimi öncelikle düşünülmeli, kötü alışkanlıkları varsa vazgeçirilmeli, sinirsel problemi devam eden erkeklerin hanımları sığınma evlerine alınmalıdır.

Önce şiddetin nedenlerine inelim: Bir erkek niçin eşini döver, eşine niçin şiddet uygular?

1-Erkek sarhoştur, içki ve kumar düşkünüdür, sorumsuzdur, evine sahip çıkacak iradeden yoksundur. Bu yanlışlarını örtmek ve bastırmak için eşine şiddet uygulamaktadır. Yani bir nevi şiddetin sebebi suçunu bastırmaktır.

2-Erkek işsizdir veya geliri yetersizdir, maişet darlığı çekmektedir. Her istediğini alamamanın, eşinin isteklerini yerine getirememenin ezikliğini yaşamaktadır. Kazanamamanın, yetiştirememenin stresi ve öfkesi birikmiştir üzerinde. İşte o işverenine veya devlete olan öfkesini, eşine şiddet uygulayarak teskin etmektedir, şiddetle bir nevi stres atmaktadır, boşalmaktadır.

3-Erkeğin işi ağırdır, yorulmaktadır. Bir saat gibi kurulan, tatili ve dinlenmesi olmayan erkeğin bazen öfkesi taşmakta ve küçük bahanelerle eşini dövmektedir.

4-Erkek, babasının da anasını dövdüğünü görmüştür, kavgalı bir ortamda büyümüştür. Dayağı, korkutmayı ve şiddeti bir eğitim yöntemi olarak görmektedir. Dayak atarak isteklerini daha iyi yaptıracağını, hanımın daha itaatkâr olacağını düşünmektedir. O yüzden da bazı erkekler küçük suçlarından dolayı eşini dövmektedir.

5- Erkek fiziksel açıdan güçlü olduğunu düşünmektedir gücünü dışarıda gösterememekte, gücü hanımına yetmekte, güç gösterisi olarak hanımını dövmektedir. Bazen annesinden aferin almak, ana- babasının daha önemli olduğunu göstermek için hanımını döven erkekler de vardır. Kadına şiddetin sebeplerinden birisi de, gelinini kıskanan veya geliniyle problem yaşayan kayınvalidelerin oğlu üzerinde baskı kurmasıdır.

6-Kadınların ekonomik bağımsızlığı arttıkça, gelirleri ve konumları yükseldikçe erkeğine olan bağımlılığı ve itaati azalmaktadır. Aile reisliği ve otoritesi zayıflayan erkeklerin, haset duygusu artmakta, öfkesi kabarmakta ve eşine şiddet uygulamaktadır. Yani kadına şiddetin altında erkeklerin kadınlara olan çekememezliği ve hazımsızlığı da yatmaktadır. Bir kısım erkekler, eşinin konumunu, kariyerini, yüksek gelirini hazmedemiyor, kadın karşısında eziliyor ve bu ezikliği şiddetle bastırıyor. Nitekim okumuş-yazmış kesimde şiddetin daha çok olduğunu görüyoruz.

7-Bazı kadınlar çenebaz ve dırdırcıdır, erkeklerin tahammülünü ve sabrını zorlamakta, hanımın çenesine dayanamayan, sabrı taşan erkek şiddete başvurmaktadır. Bazı kadınlar erkeğine güven vermemekte, kıskanç erkek bu güvensizlik nedeniyle kadını şiddet ve baskı atında tutmakta, bu şekilde kadını evine bağlayacağını sanmaktadır.

8-Bir kısım erkekler aile içi problemlerin çözümünde zorlanınca çareyi korkutmakta ve şiddette aramaktadır. Şiddetin çözüm olabileceğini sanmaktadır.

9- Uzun süre sürüncemede kalan boşanma davaları da kadına şiddete yol açmakta, canından bezen erkekleri şiddete yöneltmektedir.

10- Son yıllarda gelişen ve yayılan iletişim teknolojisinin neticesinde bazı evlerde huzur ve güven ortamı kaybolmuştur. Cep telefonları ve internet ortamı ahlaki erozyona yol açmıştır. Eşinde ve çocuklarında yanlışlıklar hisseden erkekler, bir öfke deposu haline gelmekte, şiddette başvurmaktadır.

Sonuç olarak erkek ve kadınların evlilik öncesi aile eğitiminden, karı- kocalık ve anne- babalık eğitiminden geçirilmelidir. Şiddet uygulayan erkekler de eğitime tabi tutulmalı, burada din görevlileri ve psikologlar görev almalıdır. Kadına şiddetin durması için bir zihniyet dönüşümü şarttır. Sabır, kanaat, şükür, sevgi, saygı, haya ve edep gibi kavramlar aileye hakim kılınmalıdır. Erkeğin elini kolunu bağlayan kanunlar, kadına şiddeti durdurmayacaktır, belki ailelerin daha çabuk dağılmasın neden olacaktır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   3 Aralık Dünya Engelliler Günü
   İmam Hatip Okullarının Misyonu
   İmam Hatip Konusu
   Aile Konusu
   Ruh Sağlığı Kanunu
   Bir Yıl Daha Geride Kaldı
   Radikal Solun Geldiği Nokta
   Nefisler Semiriyor Gönüller Çoraklaşıyor
   Mekke Medine’nin Statüsü Tartışılmalı
   CHP Hiç Değişmedi Değişmez
   Akşehir Belediyemizin Engelli Duyarlılığı

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
Mehmet Ali Tekin
Bosna Seyahati…
Recep Öğütçü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te