Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
HAYATIMIZDA SÜNNETİN YERİ VE EFENDİMİZİN YEMEK ADABI
Pazartesi, 09 Nisan 2012 - (16:26)
Recep Öğütçü




Sünnet, lügat anlamı itibariyle gidilen yol, adet, kanun anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’ın sünnetinde (sünnetullah’ta) değişiklik bulamazsın” buyrulur. Buradaki sünnet ifadesinden kasıt, Allah’ın koyduğu tabiat kanunudur; yani kainatın, evrenin, hayatın değişmeyen kanunlarıdır. Güneşin doğuşu, yağmurun yağışı, baharın gelişi, vs. hepsi Allah’ın iradesi doğrultusunda ezelde koyduğu kanunlar çerçevesinde devam ediyor. İnsanlığın yapabildiği de, bu kanunların nedenlerini, niçinlerini, sebeplerini, sonuçlarını araştırmak ve Allah’ın kudretinin ne kadar yüce olduğu inancına ulaşmaktır. Bugünkü ilmi ve teknolojik gelişmeler, kolaylıklar, hep kâinatta var olan ilahi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Allah’ın yarattıklarının taklit edilmesidir. Bugünkü uzaktan görüntü ve ses alan antenler, karıncaların ve arıların başlarındaki antenlerin taklididir. Uçaklar kuşların taklididir. Yani “icad” yaratmak değil, yaratılanı örnek alarak yeni bir şey bulmaktır.

Dini terminolojide, yani ıstılahta “sünnet”, Peygamber Efendimiz(sav.)in sözleri, fiilleri, takrirleri (görüp de tepki vermedikleri), olumlu veya olumsuz tepkileri ve tavsiyeleri toplamıdır. Yani Efendimizin yaşam biçimidir sünnet.

Biz ümmetine düşen de; O’nun yaşam biçimini öğrenip onun taklidini yapmak ve O’na benzemeye çalışmaktır; Dini, Kur’an’ı, İslam’ı O’nun gibi yaşamaktır, O’nun gibi anlamaktır ve yaşam biçimi haline getirmektir. O, cömertliğiyle, cesaretiyle, merhametiyle, sabrıyla, tevazuuyla, kadınlara ve çocuklara şefkatiyle, yemek yeme adabıyla, yürüyüşüyle, kıyafetiyle, gülüşüyle, konuşmasıyla, her haliyle örnektir ve her hareketi ve sözü sünnet hükmündedir.

Bazı sünnetler var ki, (çoğu böyledir) bağlayıcıdır, uygulanması gereklidir, mükâfatı büyüktür. Kur’an da olmadığı halde Efendimiz, haram ve helal kılmakta (teşride) yetkilidir. Örnek olarak, ikinci hanım almak isteyen bir erkek için, mevcut hanımının teyzesini, halasını veya yeğenini nikâhlamayı Peygamberimiz yasaklamıştır. Buna Efendimizin teşri (kanun koyma) yetkisi diyoruz. Bazı sünnetler var ki, “zevait” sünnettir, o günün geleneklerine aittir, bağlayıcı değildir; yapılması ibadet hükmünde değildir; entari giymek, sarık sarmak gibi. Bazı sünnetlere “Regaip” ve “Revatip” sünnetler diyoruz ki, farz namazların yanında ve dışında kılığımız sünnet namazlardır, bağlayıcıdır, ecir ve sevap kazandırır.

Bazen Efendimizin bir sünnetine büyük önem atfederek yaşarken, daha önemli bir sünnetini ihmal ediyoruz. Örnek olarak, Peygamber Efendimizin yemek yeme biçimini, emek adabını, her öyünde tek çeşit ve sade yemesini çok zaman kendimize örnek almıyoruz. Bir hadis-i şerife göre, unutulan bir sünneti ihya etmek yüz şehit sevabına bedeldir.

Peygamberimiz, hayatı boyunca neredeyse buğday ekmeği görmedi, görmüşse de çok nadir yemiştir. O’nun çok zaman yediği kepekli arpa ekmeği idi. Aişe Validemizin ifadesine göre, bazen aç ay boyunca hanelerinde ateş yanmazdı, pişmiş yemek görmezlerdi, iki siyah nimetle (hurma ve su ile) iktifa ederlerdi. O’nun günlük yemek öyünü iki idi. Bizim gibi üç- dört öyün yemezdi. Akşama yakın, bir de sabah yerdi. Nitekim verdiğimiz fitreleri de iki öyün yemeği hesap ederek veririz.

“Mü’min, midesinden daha kötü bir kap doldurmaz” büyurdu. Başka bir hadiste, “müminin midesi bir, kafirin midesi yedi” buyrulur. Yani kâfir yedi kat iştahla yer, doymayı bilmez; yemeğe düşkünlük, oburluk mü’mine yakışmaz, fazla yemek kafirlerin adetidir.

Öte yandan atalarımız, “can boğazdan gelir” demişlerdir. Burada oburluğu kastetmemişler, insan yemek için değil, yaşamak için yetecek kadar yemeli demişlerdir. Çalışan insan, o enerjiyi karşılamak için ebette normal bir şekilde yemeli. Normal yemek şekli, yani sünnete uygun olan, mideyi üçe ayırmaktır: Bir kısmı su, bir kısmı yemek, bir kısmı da hava (boş) olmalıdır.

Evet, tıka basa yemek sünnete aykırıdır ve doktorlarında teslim ettiği gibi fazla ve dengesiz beslenmek hastalığa yol açar. Her türlü hastalığın sebebi, mideyi fazla doldurmak, lüzumsuz ve zamansız yemek, nefes alacak yer bırakmamaktır. Fazla yemek, Kur’an’da israf olarak nitelendirilmiş, “yiyin, için, fakat israf etmeyin” buyrulmuştur.

Peygamberimiz, sahabesine (dolayısıyla biz ümmetine) yemek yemenin adabını göstermiş, özellikle bunun üzerinde durmuştur.

Başta temizliğe riayet etmiş, hijyene önem vermiş, yemeğin başında ellerini mutlaka yıkamıştır ve yıkatmıştır. “Sağ elinizle ve önünüzden yiyin” buyurmuştur. Sol eliyle yiyen bir bedeviye, “sağ elinle ye” diye uyarısına; bedevi, “yiyemiyorum” diye cevap verince, Peygamberimiz kızarak, “yiyemez ol” buyurmuş ve o bedevi elini kaldıramaz olmuştur.

Evet, sünnet inancıyla sağ elle yemek ve yemeğin evvelinde “euzü besmele” çekmek şeytanın uzaklaşmasına ve yemeğin bereketine sebep olur. Yemekten sonra da elleri yıkamak ve hamd etmek yanı dua etmek de sünnettir ve Allah’ın verdiği nimete şükür etmek, teşekkür etmek anlamındadır, nimeti artırır.

Peygamberimiz zamanında yemekler üç parmakla yenirdi, bu bir gelenekti. Bugün için bağlayıcı değil, bugün kaşık ve çatallar çıktı. Geçen bir televizyon programında, Kazakların hala elle yemek kültürünü devam ettirdiklerini gördüm. Masalarda yemek de sünnete uygun değildir. Masada doyduğumuzu hissetmeyiz, çok kaçırabiliriz. Yer sofasında sağ dizimizi dikerek yemek hem sağlıklı, hem sünnete uygun olandır.

Sonuç olarak Peygamberimizin sadece yemekle ilgili tavsiyelerine, davranışlarına ve adetlerine uyabilsek bile birçok hasatlığa yakalanmayız, sağlıklı bir hayat süreriz. Sünnetler, dünya ve ahret mutluluğumuz içindir.

Birçok sünneti yerine getirmek için titiz olan insanlar yani bizler, maalesef sünnete uygun olarak soframızda tek çeşit yemek bulundurmuyoruz. Farklı sindirimleri olan her çeşit yemeği aynı sofrada bulundurarak hem bir sünneti yerine getirmiyoruz, hem de birçok hastalığa davetiye çıkarıyoruz.

Gelin, sünnetleri yaşamaya Efendimizin yemek kültüründen başlayalım. Hem dünyamızda hem ahiretimizde mutlu olalım. Çocuklarımıza da ilk önce yemek yeme adabını verelim; besmele çekmelerini, ellerini yıkamalarını, önlerinden ve sağ elleriyle yemelerini, yemeğin sonunda hamd etmelerini, şükretmelerini ve az yemelerini, az çeşit ve sade yemelerini, kanaat etmelerini öğretelim. Medeniyetin göstergesi yemek yeme kültürüdür.













Yanıtla


Yanıtı tüm alıcılara gönder


Yönlendir














Yanıtla, Yanıtı tüm alıcılara gönder veya Yönlendir için burayı tıklayın

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   3 Aralık Dünya Engelliler Günü
   İmam Hatip Okullarının Misyonu
   İmam Hatip Konusu
   Aile Konusu
   Ruh Sağlığı Kanunu
   Bir Yıl Daha Geride Kaldı
   Radikal Solun Geldiği Nokta
   Nefisler Semiriyor Gönüller Çoraklaşıyor
   Mekke Medine’nin Statüsü Tartışılmalı
   CHP Hiç Değişmedi Değişmez
   Akşehir Belediyemizin Engelli Duyarlılığı

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
Mehmet Ali Tekin
Bosna Seyahati…
Recep Öğütçü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te