Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
12 EYLÜL HATIRALARIM
Pazar, 08 Nisan 2012 - (18:50)
Recep Öğütçü


Lise son sınıf öğrencisi iken 12 Eylül 1980 darbesinin ayak seslerini duyan, etkilerini ve baskılarını hisseden bir insan olarak 12 Eylül yargılamasının yapıldığı bu günlerde geçmişe gidip bazı hatıralarımı paylaşmak istiyorum.

Bugünlerde12 Eylül darbesinde mağdur ve mahkum olanların bazıları çektikleri acıları, sancıları, işkenceleri gazetelerde, televizyon ekranlarında anlatıyorlar, adeta o acıları yeniden yaşıyorlar. Hele o günleri yaşamayan yeni nesil için onların anlatımı önemli dersler içeriyor, demokrasi kültürümüzün oluşmasına katkı yapıyor. 12 Eylül’ün işkencelerini hatırlayarak demokrasimizin kıymetini bugün daha iyi biliyoruz.

Evet, anlatılanlara göre, Mamak Cezaevinde hem sağcılara hem solculara iğrenç işkenceler yapılmış. Falakaya yatırmak, Filistin askısına asmak, süründürmek, iki metre beton hücrelerde günlerce ayakta bekletmek, uykusuz bırakmak, marşlar ezberletmek, aşağılamak, dövmek, sövmek vs. her türlü hakaret ve işkence denenmiş. Hele Diyarbakır Cezaevinde yaşananlar ayrı bir facia. Lağım sularına kafaları batırmak, dışkı yedirmek, Türkçe bilmeyen Kürt anneleriyle mahkum gençlerin Kürtçe konuşmasını yasaklamak, makattan cop sokmak, ayaklarından asıp lağım sularına başlarını gömmek, kol- bacak kırmak, bu travmalara sahte raporlar almak vs. akıl almaz işkenceler yapılmış özellikle Kürt kökenli mahkumlara. O gülerde Kürt olmak, potansiyel suçlu demektir, kürdüm demek suçtur. İşte o işkencelerin sonucu olarak bugünkü PKK belası başımıza sarılmış. Diyarbakır Cezaevinden çıkanlar direk dağa çıkmış, bizzat yetkililer tarafından bu mahkûmlara dağın yolu gösterilmiş, şehirlerde yaşamaları yasaklanmış. Yani otuz seneden beri PKK belasıyla boğuşuyorsak, bunun kaynağı, sebebi 12Eylül darbesi.

12 Eylül darbecilerinin yargılanması, işkencelere maruz kalan insanlara küçük bir teselli olacak. Yapanın yaptığının yanına kâr kalmayacağı herkesin kulağına küpe olacak.

Tabii ki o günlerde bir lise öğrencisi, arkasından bir Kur’an Kursu öğreticisi olarak o olayların çok uzağındaydık. Öğrencilik yıllarımızda imam hatipte olduğumuzdan olsa gerek anarşi olaylarının hiç içinde olmadık. Sağ- sol çatışmalarının ortasında kalmadık. İmam-hatip öğrencileri olarak, Milli Tük Talebe Birliğine giderdik. Akıncı teşkilatlarına devam ederdik. Mili Selamet Partisi’nin çalışmalarını izlerdik. Az da olsa içimizde MHP’li arkadaşlarımız vardı. Bizim okulumuz o günlerin en sakin ve huzurlu okuluydu, baskı gören solcu öğretmenlerin çoğu da bizim okulumuza sığınırdı, bizim okulda rahat ederdi.

12 Eylül darbesinin benim için ayrı bir anlamı daha var. 12 Eylül’den altı ay önce “Çatlayan Dudaklar” isimli ilk şiir kitabımı kendi öğrenci haçlığımla bastırıp yayımlamıştım. Elden arkadaşlarıma satıyordum, dağıtıyordum. Konya İmam –Hatip Lisesinde şiir kitabı yayımlayan ikinci öğrenciydim. Şiir itabı yazıp yayımlayabildiğim için mutluydum, memnundum. Tam bu mutluluğumu yaşarken 12 Eylül darbesi oldu. Kitaplarımı parça parça okula getiriyor, el altından öğrencilere veriyordum. Yatılı okuduğum için, matbaadan parça parça getirdiğim kitapları okulun üst katında bulunan dolabımda saklıyordum. Şiirlerimin arasında ideolojik olanları, 12 Eylül darbesini yapan zihniyetin sevmediği bölümler vardı. Bu tür şiirler bana da, okuluma da zarar verebilirdi. Bunun farkındaydım.

12 Eylül darbesinin ardından okulumuzda sık sık aramalar yapılırdı. Komutanlar, subaylar sık sık ziyarete gelir, teftişler yapardı. Askerler dolaplarımızda yasak yayınlar ve kesici aletler arardı, yatakhanelerimize kadar girerlerdi. Onun için okul idaresi sıkı tedbirler alıyordu, dolaplarda siyasi içerikli resimler ve yayınlar bulunduran öğrencileri uyarırlardı.

Evet, Konya’nın en sakin ve anarşinin girmediği tek okul olmamıza rağmen, 12 Eylül darbesinden sonra okulumuz gözlem ve gözetim altındaydı. Çok şükür üniversitelere girmemiz yasaklanmadı. Kazanılmış haklarımıza darbe vurulmadı. 12 Eylül 1980’den sonra sadece yeni imam-hatip lisesi açmak yasaklandı. Rahmetli Özal’ın Milli Eğitim Bakanları bir formülünü bulup şubeler yoluyla yeni imam-hatip liseleri açtılar. Çumra İmam-Hatip Lisesinin şubesi olarak açılan Alibeyhüyüğü İmam-Hatip Lisesi bunun örneğidir.

Bir gün sınıfımda ders görürken aniden okul idarecilerinin sınıfa girdiğini gördüm. Okul Müdürü öfkeli bir ses tonuyla ismimi söyledi, ayağa kalktım. “Oğlum dedi, sen ne yapıyorsun? Okulu mu kapattırmak istiyorsun? Yayımladığın kitap çok sakıncalı. Öğrencilerin elinde yakaladık. Sakın okula getirme. Okula soktuklarını da bir an önce okuldan çıkar.” Müdürün tebrik etmesini beklerken azarlarcasına böyle bir tepki vermesi beni şok etti. Müdürü anlıyordum. Ülkenin başında darbeci bir hükümet vardı, üstelik darbenin sebeplerinden birsi de imam-hatip liselerinin giderek çoğalmasıydı. Dolabımdaki kitapları alıp matbaaya götürdüm. Ceylan Matbaasının sahibi Rahmetli Mustafa Abiye, “Abi, bu kitaplar size emanet. Bir köşede muhafaza edin. İleride sakin zamanlarda götüreceğim” dedim. Daha sonraki yıllarda o iki bin adet basılan şiir kitabımı Kur’an Kursundaki öğrencilerime hediye olarak verdim. Bir kısmını kitapevlerinde farklı kitaplarla değiştim..

Yıl 1981. Çumra Merkez Kur’an Kursunun bahçesinde hoca arkadaşlarla birlikte bir ağaç gölgesinde çay içiyoruz. Eli arkasında ilçemizin askerlik şubesi komutanı genç yüzbaşı bir anda yanı başımızda belirdi. Kaşları çatık ve sert bir şekilde bağırarak, “Burada ne oturuyorsunuz? Dağılın, bir daha da toplu oturduğunuzu görmeyeyim” dedi.

Evet, o günlerde tek hakim güç askerdi. Jandarma karakol komutanlarının veya ilçe askerlik şubesi komutanlarının yanında Kaymakamların veya Belediye başkanlarının esamesi okunmazdı. Biz hocaların ise hiç sesi çıkmazdı.

Hiç unutmuyorum, Kur’an kursu hocası olduğum yıl, 12 Eylül darbesinden bir yıl sonra Haziran 1981. İlk aldığım maaşlarımdan birisini doğruca sarrafa götürdüm, bir maaşımla sadece bir Cumhuriyet lirası satın aldım, geriye hiç param artmadı. Cumhuriyet altınının bugünkü değeri altı yüz lira. Demek ki, bir hoca o günlerde bir cumhuriyet altınının karşılığı kadar maaş alıyormuş. Bugün ise bir hoca, aldığı maaşla üç-dört adet cumhuriyet lirası alabiliyor. Nereden nereye geldiğimizi fark ediyoruz bu hesapla..

12 Eylül darbesi, hem siyaseti ve demokrasiyi vurdu, hem de ekonomiyi vurdu. İnsanlar öyle fakirleşti ki, o yılların yarasını on yıllar sonra kapatabildik. Bir kısım kıymetlerimiz hapishanelerde çürüdü, yok oldu. Türkiye’nin geleceğini düşünen, kafa yoran, okuyan bilinçli bir nesil gitti, yerine ot misali, günü gün eden, eğlence düşkünü, okumayan bir nesil geldi.

O günlerde bizi birbirimize düşüren gizli bir el vardı. Bölünmemizi, parçalanmamızı isteyen, güçlenmemizden rahatsız olan yabancı güçler içimize sızmış, alevi-sünni, sağcı-solcu diye ayırıp bizi çatıştırıyordu. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin arkasında hep bu gizli güçlerin gayretleri vardı. Darbeye zemin olması için darbe meraklısı askerlerimiz bu çatışmalara seyirci kalıyordu. O günün sivil hükümetleriyle asker kol kola verseydi anarşi ve terör önlenir ve darbe olmazdı. Ama darbe isteyen güçler o gün de vardı, yakın zamana kadar da hep oldu. Bütün darbeler geride harabe bir ülke bıraktı ve sivil hükümetlere müflis bir ülke teslim etti. Onun için 12 Eylül darbecilerinin, Ergenekoncuların ve Balyozcuların yargılanmasını önemsiyorum.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   3 Aralık Dünya Engelliler Günü
   İmam Hatip Okullarının Misyonu
   İmam Hatip Konusu
   Aile Konusu
   Ruh Sağlığı Kanunu
   Bir Yıl Daha Geride Kaldı
   Radikal Solun Geldiği Nokta
   Nefisler Semiriyor Gönüller Çoraklaşıyor
   Mekke Medine’nin Statüsü Tartışılmalı
   CHP Hiç Değişmedi Değişmez
   Akşehir Belediyemizin Engelli Duyarlılığı

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
Mehmet Ali Tekin
Bosna Seyahati…
Recep Öğütçü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te