Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Bitkisel İlaçlara Dönülüyor
Perşembe, 29 Aralık 2011 - (15:54)
Recep Öğütçü

İnsanlığın doğuşu ile (Adem as. ile) birlikte tıp ilmi ve tıp araştırmaları başlamıştır. İlk insanla birlikte hastalıklar da oluşmuş, insanlar bu hastalıklarına çareler aramış, ömürlerini uzatmak için araştırmalar yapmışlar, ilaçlar yapıp kullanmışlardır. Modern tıp dediğimiz günümüz tıbbından önce kullanılan ilaçların kaynağı tabiatta bulunan bitkiler ve çiçeklerdir. Asırlar boyu insanlar tecrübelerle buldukları bitkisel ilaçlardan faydalanmışlar, yirminci yüzyılda antibiyotiklerin bulunmasıyla sentetik kimyasal ilaçlara geçilmiştir. Kimyasal ilaçların faydalarının yanında birçok yan tersinin olduğunu, böbreklerde ve karaciğerde harabiyetlere yol açtığını gören insanlar tekrar ataların metotlarına yönelmişler, en azından koruyucu ve destekleyici olarak bitkisel ilaçları kullanmaya başlamışlardır.

Evet, farmakoloji dediğimiz ilaç bilimi ve ilaç sanayi günümüzde çok gelişmiştir. Donanımlı laboratuarlarda kimyasal analizler yapılarak, fareler ve diğer canlılar üzerinde yüzlerce kez yapılan deneyler neticesinde üretilip piyasaya sürülen ilaçlar sayesinde birçok ölümcül hastalık tarihe karışmış, veba, kolera ve verem gibi bulaşıcı hastalıklar tedavi edilir olmuş, aşıların bulunmasıyla salgın hastalıklar ortadan kalmış ve insan ömrünün ortalaması yetmişin üzerine çıkmıştır. Bugünkü kimyasal ilaçların faydalarını, tıp biliminin geldiği noktayı hiçbir zaman göz ardı edemeyiz.

Doktorlarımız en az altı yıl gibi sıkı bir eğitimden geçtikten sonra mesleğe kabul ediliyor. Uzman doktorlarımız ise en az on yıllık bir eğitimden geçiyor. Dolayısıyla doktorlarımızın bilgisi ve güvenilirliği noktasında bir endişemiz yok. Sadece tıp fakültelerinde bitkisel ilaçlarla ilgili araştırmalara fazla yer verilmediğinden birçok doktorumuz sentetik ilaçların dışındaki bitkisel ilaçlara hoyratça bakıyor ve faydalı olduğuna inanmıyor. Biliyoruz ki, kişi bilmediğinin düşmanıdır. Emin ki doktoralımız bitkisel ilaç eğitimi de alırlarsa birçok bitkisel ilaç reçetelere yazılacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarımız bu tür ilaçların da parasını ödeyecektir.

Şunu da bilmeliyiz ki, ilaç üreten firmalar, insanların sağlığından çok kazanacakları parayı düşünürler. İlaç piyasası bugün en karlı yatırım ve en büyük sömürü kaynağıdır. Tıpkı silah sanayii gibi. Silah üreticileri nasıl savaşların çıkmasını isterlerse, ilaç üreticileri de yeni salgın hastalıklarının çıkmasını ve yeni ilaçlar satmayı isterler.

Piyasada kesin tedavi edici ilaç çok azdır. Her ilacın eksileri artıları vardır. Birçok ilaç var ki sadece yüzde on tedavi edicidir, işte o yüzde beş-on umutla o ilaç yazılmakta ve kullanılmaktadır. Birçok ilacın yüzlerce olumsuz tesirleri vardır. İlaç firmaları, ilaçlarını pazarlayabilmek, satabilmek için doktorları da kar ortağı yaparak, komisyonlar vererek ilaçlarının reklamını yapmaktadır. Daha doğrusu birilerinin menfaati için insanlar kobay olarak kullanılmaktadır. Burada hastaların yapabileceği çok bir şey yoktur. Basit şikayetler için ilaç kullanmamalıdır. Vücudun kendi direncine, bağışıklık sistemine güvenmeli, nezle- grip ve baş ağrısı gibi mevsimsel hastalıkları istirahatle ve bitkisel desteklerle geçirmelidir. Nane, limon, tarçın, ıhlamur her zaman başucumuzda bulunmalıdır.

Doktorlarımız da, asırlardır kullanılmış bitkisel ilaçlar üzerinde araştırmalar yapıp gerektiğinde destekleyici olarak hastalarına tavsiye etmelidirler. Bugün hastalıkların birçoğunun sebebi aldığımız gıdalardır. Gıdalara karışan kimyasal ilaçlar ve hormonlardır. Doğal olmayan, doymuş yağ dediğimiz margarin türü yağlardır. Şekerli gıdaları dengesiz ve bilinçsizce tüketmektir. Spordan uzak hareketsiz yaşam tarzımızdır. Tedavisi de; şekerden ve sun’i yağlardan uzak durmak, hareketli yaşamak, doğal gıdalara yönelmek, doğal ilaçlardan faydalanmaktır.

Bugünlerde televizyonlarımızda bol bol bitkisel ilaç tanıtımlarını izliyoruz. Bunlar bugün bulunmuş ilaçlar değildir. Ta on birinci asırlarda İbni Sina, İbni Nefise gibi müslüman bilim adamlarının keşfettiği şifalı bitkilerin özleri alınarak haplar haline getirilen ilaçlardır. Tabii ki burada da büyük rantlar dönmektedir. Bu bitkisel ilaç sektöründe çalışan insanlara, doktorlara ve kimyagerlere baktığımızda hepsinin dindar insanlar olduğunu görüyoruz. Onlar Allah’ın bize sunduğu tabiatın mucizelerine dikkat çekiyorlar, “Allah şifasız hastalık yaratmadı” inancıyla şifalı bitkileri tespit edip insanların faydasına sunuyorlar. Evet, bitkisel ilaç üretenlere bu yüzden daha çok güveniyoruz.

ÖMÜR UZAMAZ, İLAÇLAR RAHATLATIR
Tıp, sağlıklı yaşama ilmidir. Tıp ilmi, koruyucu ve tedavi edici hekimlik olarak iki kola ayrılır. Hasta olmadan önce alınacak tedbirler, sağlıklı yaşamak için uyulacak kurallar, hastalığı önleyici çalışmalar hep koruyucu hekimliğin konularıdır. Koruyucu hekimlik dediğimiz hastalıktan önce önlem almak, hasta olduktan sonra tedavi etmekten daha kolay ve ucuzdur. Ama bugün sağlık hizmeti dediğimizde aklımıza gelen hastalıkların tedavisidir. Sağlık Bakanlığımız da bugün daha çok tedavi üzerine yoğunlaşmakta, hastaneler açıp buralara binlerce personel atamaktadır. Daha ucuz bir yöntem olan koruyucu hekimlik ihmal edilmekte, sık sık sağlık taramaları yapılmamakta, yediğimiz gıdalar, içtiğimiz sular, soluduğumuz hava, yaşadığımız çevre, kullandığımız eşyalar, çalıştığımız işyerleri sık sık denetlenmemektedir. Sonuçta hastalıklar giderek yayılmakta, hastalar artmakta, sağlık harcamaları devletin en büyük kara deliği olmaya devam etmektedir.

Uzun yaşama, ömrü uzatma ve ölümü erteleme isteği insanın içinde var olan bir duygu. Rabbimiz de, “ölümü temenni etmeyin” buyurur. Hastalanıp çaresiz bir derde duçar olursak yapacağımız dua, “Ya Rab, yaşamak hayırlıysa beni yaşat, ölümüm hayırlıysa ölüm nasip et” olmalıdır. Gerçekten bazı zaman ölüm nimettir. Dayanılmaz ağrılar, bakımsızlıklar, yalnızlıklar ölümü temenni ettirir, öyle insanlar için ölüm nimet olur. Ölmek isteyip de ölemeyen pek çok insan vardır. Ne var ki Rabbimiz ölüm saatini ve şeklini gizlemiş, herhalde kullarının telaşlanmamasını, korkmamasını dilemiştir.
Evet, inancımıza göre ömür kısalmaz da, uzamaz da. Ezelde Rabbimiz ne takdir etmişse, o kadar yaşayacağız. Ayet-i celide, “Onların eceli (ölüm satı) geldiği zaman ne bir an geciktirilir, ne de bir an öne çekilir”. Buyrulur. Pekiyi, tıp ilminin, ilaçların, doktorların yaptığı nedir? Doktorlar, ilaçlar, tedaviler, tedbirler ölümü geciktirmez, ölümü önlemez. Sadece yaşam konforumuzu, hayat kalitemizi artırırlar, ağrılarımızı azaltırlar, daha bir kolay ölmemize yardımcı olurlar. Eğer ölüm mukadderse, ameliyat anında bir kalp durmasıyla, bir kalp kriziyle, damarları tıkayan bir kan pıhtısıyla ölüm gerçekleşir. Tedbirler, tedaviler yaşlanmayı ve ölümü yok etmez. Bu tür çabalar varsa da sonuç alınmayacaktır. İnsanlar doğacaktır, yaşlanacaktır ve ölecektir. Sağlığımız bize emanettir, onu korumak farzdır. Allah’ın haram kıldığı içki, domuz eti, ölü hayvan eti ve diğer uyuşturucu maddeler salığımıza zarar verdiği için haramdır.

İnsanlığın yaratılışından beri doktorluk mesleği hep olmuş, hatta peygamberlikten sonra en kutsal meslek olarak görülmüştür. Tarih boyunca insanlardan en çok saygı ve sevgi görenler, doktorlardır. Çünkü insanın en tatlı varlığı canıdır. Canını tedavi eden de en saygıdeğer varlıktır. Tıp ilmi bizim dimimize göre zaruri din bilgisinden sonra en gerekli ilimdir ve öğrenilmesi farz-ı kifayedir. Yani cemiyet içinde birileri doktorluk mesleğini yaparsa, diğer insanlar sorumluluktan kurtulur. Kimse doktor olmasa, herkes farz bir görevi yapmamanın vebaline ve günahına ortak olur. Peygamberimiz de, “Doktora gidin, tedavi olun” buyurur. Hastalık da, sağlık da Allah’ın takdiridir diyerek tevekküle sığınmak, ilaç almamak, doktora gitmemek günahtır. Tevekkül, tedbirleri alıp sonra Allah’a havale etmektir, sebebini işlemek sonra O’na güvenmektir.

MODERN TIBBA GÜVENMELİYİZ AMA KLASİK TIBBI DA UNUTMAMALIYIZ.
Modern tıbbın Türkiye’de ilk temsilcisi olan Cemil Paşa’nın hatıralarından öğreniyoruz ki, Meşrutiyet döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında tıp biliminde çok gerilerdeyiz. O yıllarda en basit ameliyatlar bile yapılamamakta, yapılanlar da ibtidai şartlarda, evlerde ve eczanelerde yapılmaktadır. Doktorlarımızın çoğu, belki yüzde doksanı azınlıklardandır, gayrimüslimdir. Çok şükür tıp biliminde (tababette) ve sağlık hizmetinde bugün çok ilerideyiz. Gelişmiş ülkelerden geri değiliz, hatta ileriyiz diyebiliriz. Tıp fakültelerimiz ileri seviyede eğitim veriyor, kaliteli ve ehil doktorlar yetiştiriyoruz. Yakında Afrika’nın ve Orta Doğunun sağlık üssü olacağız.

Bugün için doktorlarımız Batıdan bize intikal eden tıp bilgileriyle yetişiyor. Modern tedavi metotlarıyla, sentetik ilaçlarla tedavi ediyorlar.. Maalesef kendi geçmiş tecrübelerimizi, kendi bitkisel ilaçlarımızı, İbni Sinalarımızın tedavi metotlarını bilmiyorlar, okumuyorlar, hatta o tür tedavilere inanmıyorlar. Halbuki bütün dünyada bitkisel ilaçlara dönüş var. Hiç değilse desteleyici tedavi olarak bitkisel ilaçlar bütün dünyada kullanılıyor.

On bin yıldır insanlar boş durmadı. Hastalıklarına tedaviyi önce insanlar otlarda ve çiçeklerde aradılar, tecrübeler yaptılar, yirmici yüzyılda sentetik kimyasal ilaçlar çıkıncaya kadar bitkilerden ve çiçeklerden elde ettikleri ilaçlarla idare ettiler. Belki bugünkü kadar uzun yaşayamadılar, ömürleri kısa oldu,.sıtmanın, vebanın, veremin ve diğer bulaşıcı hastalıkların tedavisini bulamadılar, toplu ölümler oldu. Bugün tıp bilimi ve ilaç sanayi gelişti, birçok hastalık tedavi edilebilir oldu. Bu arada AİDS ve kanser gibi yeni ölümcül hastalıklar ortaya çıktı. Erken teşhisle kanserin bazı türleri tedavi edilebilirken, birçoğu öldürmeye devam ediyor.

Geçen hafta televizyon ekranlarında doktorlarımızın tartışmalarını izledik. Kardiyoloji uzmanlarımız, kalp doktorlarımız adeta ikiye bölündü. Kalp profesörleri birbirlerini cahillikle suçladılar, mahkemeye vermekle tehdit ettiler.

Bir kalp hastalıkları profesörümüz, kalp hastalıklarına, damar tıkanıklıklarına, yüksek tansiyona kolesterolün sebep olduğu tezi yalandır dedi. Üstüne hayvansal yağların, yumurtanın ve kırmızı etin kolesterolü yükseltmediğini, herkesin bu gıdaları bol bol yiyebileceğini, yemesi gerektiğini, kolesterol ilaçlarının faydasız, hatta zararlı olduğunu söyledi. Türkiye kardiyoloji derneği üyesi profesörler bu görüşe şiddetle karşı çıktılar. Böyle bir iddiada bulunmak büyük vebaldir, binlerce hastanın ölümüne sebep olabilir dediler ve mahkemeye vereceklerini de ifade ettiler.
Bu tartışmaları izleyince, bilinçsizce ilaç yazıldığını, ilaç firmalarıyla bazı doktorların işbirliği yaptığını öğrendik. Piyasadaki birçok ilaç firması insan sağlığını hiçe sayarak, piyasaya ilaç sürüyor. İnsanlar kobay olarak kullanılıyor.

Bu yargıya nerden vardık? Son elli yılda kalp hastalıkları, şeker hastalıkları, obezite, karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi hastalıklar büyük oranda artmıştır. Bir kısmı yanlış beslenmeden ve suni gıdalardan kaynaklanırken, bir kısmı da bilinçsizce kullanılan ilaçlardan meydana gelmiştir.
Evet, son yıllarda yeni bir sektör ortaya çıktı: Bitkisel ilaç sektörü. Bitkisel ilaçların da iyi para kazandırdığını gören bazı firmalar, birkaç doktoru da bünyesine alarak bu sektöre yöneldiler. Denize düşen yılana sarılır hesabı televizyonlarda çıkan konuşmaların da etkisiyle insanımız bitkisel ilaçlardan medet ummaya başladı.

Burada devletimiz önlemler almalıdır. İlaç satıcılarını ve üreticileri bir disiplin içine almalı, bu ilaçları diplomalı insanlar satmalı ve bitkisel ilaç eczaneleri kurulmalı ve fiyatları ve muhteviyatları denetlenmelidir.

Tıp fakültelerimizin müfredatına yeni dersler eklenmelidir. Bitkisel ilaçların önemi ve faydaları ders olarak okutulmalıdır. Bitkisel ilaç üreticileri zaptırabt altına alınmalı, bu konuda ehliyetli insanlar olmalı, koruyucu ve destekleyici hekimler adı altında bitki uzmanları yetiştirilmelidir.


[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
   Teşekkürü Hak Edenler
   Batı Kof Bir Ağaçmış Meğer
   İşte Gerçek Devlet Baba
   Sevmesek de Savaş Farzdır
   Sabır Şükür Kanaat
   Organize Sanayi Bölgeleri ve Çumra OSB
   Medeniyetimizin Temeli Merhamet
   Hapishaneler Islah Etmiyor
   Proje Okulları Tuttu
   Kış Geldi Hoş Geldi

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Ayasofya konusunda tekliflerim
Mehmet Ali Tekin
Bizi Kendilerine Benzetmeye Çalışıyorlar
Recep Öğütçü
Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te