Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
AVRUPA NEREYE KOŞUYOR?
Pazar, 27 Kasım 2011 - (23:17)
Recep Öğütçü

On dokuzuncu ve yirminci yüzyılların kibirli ve sömürgeci Avrupa’sı, yirmi birinci yüzyılın başında yelkenleri suya indirmeye başladı. Krizler bir domino taşı gibi Avrupa’nın bütün ülkelerini bir bir iflasın eşiğine getirdi. Muasır medeniyetin kaynağı ve merkezi olarak görülen, yüz elli yıl önce teknolojik atılımları gerçekleştirerek buharlı makineyi ve elektriği kullanan ve üretimde insan gücünü en aza indiren, sonuçta bir üretim patlaması meydana getiren Avrupa, bugünlerde bir verimsizlikle, maliyet yüksekliğiyle, üretimin düşmesiyle, pazar paylarını ve hammadde kaynaklarını kaybetmekle karşı karşıya kaldı.

Avrupa, sadece hammadde kaynağı ülkeleri ve coğrafyaları kaybetmekle kalmadı, çalışan genç nüfusunu da kaybetti, yaşlılar ve tüketenler kıtası oldu.

Avrupa’nın eski görkemli günlerine tekrar dönmesi zor görünüyor. Çünkü kaynaklarını sömürdüğü ülkeler bugün uyandı, bağımız birer devlet oldu, teknoloji transferiyle kendi hammaddesini işletmeye ve mamule dönüştürüp yüksek katma değeriyle satmaya başladı. Yani Avrupa’nın emdiği ve sömürdüğü coğrafyaların insanları artık emdirtmez ve sömürtmez oldu, üzerinden geçinenlere tekmeyi vurdu, kendi kaderine sahip çıktı.

Arap baharıyla Afrika’nın ve Ortadoğu’nun kralları ve despot idarecileri bir bir devrildi, devriliyor. Halklar kendi haklarına sahip çıktı, çıkıyor. Kralları ve despot idarecileri daha kolay kullanan Avrupalı, artık halkları ikna edecek, bu da çok zor olacak.

Avrupa insanı yaşlandı, nüfus artışı eksilere indi ve çalışacak ve üretecek genç nüfus kalmadı. Başka ülkelerden getirip çalıştırdığı insanlar da artık kendi ülkelerinde çalışmayı yeğliyor.

Ayrıca Avrupa’da işgücü pahalı ve ürettiğinin maliyeti yüksek olduğu için, işgücünün çok ucuz olduğu Çin ve diğer Uzakdoğu ülkeleriyle rekabet edemez oldu. Bu yüzden öngörülü birçok Avrupalı işadamı, tezgâhlarını ve üretimlerini Uzakdoğu ülkelerine kaydırdı. Oralarda üretip Dünyaya satmak ve kazançlarını Avrupa’ya taşımak istediler. Ataların güzel bir sözü vardır: Taşıma suyla değirmen dönmez.

Evet, Avrupa bir çıkmaz sokağa girmiş durumda. Geriye dönmekten başla çıkışı yoktur. Ya bir dünya savaşı çıkartarak eski sömürdüğü coğrafyaları tekrar eline geçirecek, ya da çökecek birbirine düşecektir. Ama böyle maliyetli bir savaşı yapacak askeri güçten de mahrumdur Avrupa. Askerlik yapacak, cepheye sürecek genç ve idealist nesli yoktur. Gençlik uyuşturucunun ve alkolün pençesindedir. Gençlik, dinden ve milli duygudan uzaklaşmıştır. Gününü gün eden, eğlenceden başa idealleri olmayan, sadece uçkurunu düşünen, ihtirası ve itikadı olmayan, kozmopolit bir gençlik vardır Avrupa’da. Böyle bir gençlikle Avrupa artık geleceğine güvenle bakamaz, küllerinden güçlü bir Avrupa çıkmaz.

Bugün nikâhsız yaşamalar, nikâhsız ilişkilerden doğan nesepsiz çocuklar, Avrupa’nın başının belasıdır. Böyle dejenre olmuş, köhnemiş bir toplumun zevali yakın demektir. Tarihte Nuh, Hud, Ad ve Semud kavimleri gibi nice toplumlar, hat safhaya ulaşan ahlaksızlıkları yüzünden helak olmuşlardır. Avrupa’da helake doğru hıza gidiyor. Biz bu gidişattan ders çıkarmalıyız.

Tanzimat dönemiyle birlikte bizde oluşan Avrupa hayranlığı burada bitmeli, artık kendi tarihimizdeki güzelliklere hayran olmalıyız. Tuvaleti, banyo yapmayı, temizliği, hijyeni ve su kullanmayı bizden öğrenen Avrupalı, bir dönem şehirlerinin nizam ve intizamıyla, teknolojisiyle bizim gözlerimizi kamaştırmış, alacağımızı almışız; artık kendimizin unutulan güzelliklerini yeniden keşfetmeliyiz.

AVRUPALI BİZE GIPTA EDİYOR

Avrupa’dan gelen işçilerimizden öğreniyoruz: Avrupa’da artık tasarruf etme imkânı kalmamıştır. Ücretler ancak karın doyurmaya yetmektedir. Bir kişi çalışıp beş kişi yemektedir. Emeklilerle, işsizlerle dolup taşmıştır. İşsiz ve aylak yaşayan büyük bir kesim vardır. İşsizlik bazı ülkelerde yüzde yirmilere çıkmıştır. Çalışanlar da verimsizdir. Avrupa ülkeleri bir gün maaşları veremez duruma gelirse, Avrupa insanı bizim gibi sabırlı ve mütevekkil değildir. Ülkenin her yanını ayaklanmalar, yağmalamalar, isyanlar ve gösteriler saracaktır. Bizdeki aile dayanışması onlarda yoktur. Bizdeki zekat ve sadaka kültürü de onlarda yoktur.

Bir kısım Avrupalı aydınlar ve siyasetçiler, bugünlerde kara kara düşünmekte, çıkış yolu aramaktadır. Avrupa’nın hammadde ve enerji kaynaklarına ulaşması, Türkiye ile dost olmasına bağlıdır. Avrupa’nın ürettiği maliyeti yüksek makinelerin pazarı Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdir. Türkiye, geleceğin enerji ve hammadde koridorudur ve köprüsüdür. Onun için Avrupalı Türkiye’den vazgeçemez. Avrupa’nın korktuğu, Türkiye gibi ülkelerin AB’ye girmesiyle, Hıristiyan kültüründen uzaklaşan insanların İslam’la tanışmasıdır.

Asya’da, Afrika’da ve Ortadoğu’da hala bakir hammadde kaynakları vardır. El sürülmemiş yeraltı hazineleri vardır. Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynakları da Ortadoğu bölgesindedir.

Evet, Avrupa ayakta kalmak için bize ve bizim petrol zengini komşularımıza muhtaçtır. Çalışan nüfus bizdedir. Toryum ve bor gibi geleceğin kıymetli madenleri bizdedir. Açlıkla karşı karşıya kalan dünyayı besleyecek tarım ürünlerinin her çeşidi bizdedir. Enerji kaynaklarının yolu bizden geçmektedir.

Bu günden gözümüzü açmalı, kaynaklarımıza sahip çıkmalıyız. Askerimizi güçlü kılıp caydırıcı olmaya devam etmeliyiz. Bizi savaşa çekmek isteyen art niyetlilere dikkat etmeli, çıkmaz sokaklara girmemeliyiz. Gençliğimizi milli ve manevi duygularla yetiştirmeli, aile kurumumuzu sağlam tutmalıyız. Nüfusumuzu artırmaya devam etmeli, genç ve çalışan nüfusu çok iyi eğitmeliyiz. İletişim çağının bir gerçeği olarak kültürel erozyondan neslimizi çok iyi korumalı, bizi biz yapan değerlerimizi canlı tutmalıyız. Aşağılık kompleksini bırakıp özgüvenimizi kazanmalı, Avrupalıdan daha iyi işler başarabileceğimizi bilmeliyiz. Araştırmaya ve geliştirmeye önem verip markaları ve patentleri olan gelişmiş bir ülke olmalıyız. Birbirimizle çekişmeyi bırakıp, tarihte yaptığımız yanlışlarla yüzleşip gelecekte insan haklarına dayalı bir sistem kurmalıyız. Osmanlı atamızın güzel gelenekleriyle gelişmiş ülkelerin teknolojisini birleştirmeli, İslam âlemine liderlik yapacak bir ülke olmalıyız.

Önce kendi köklerimizi, geçmişte neleri başardıklarımızı öğrenmeli, özümüzde olan güzelliklerimizi keşfetmeli, yanlışlarımızla yüzleşmeli, geleceğe sadece maddeten kalkınarak değil, manen de yenilenerek ve güçlenerek yürümeliyiz.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
   Teşekkürü Hak Edenler
   Batı Kof Bir Ağaçmış Meğer
   İşte Gerçek Devlet Baba
   Sevmesek de Savaş Farzdır
   Sabır Şükür Kanaat
   Organize Sanayi Bölgeleri ve Çumra OSB
   Medeniyetimizin Temeli Merhamet
   Hapishaneler Islah Etmiyor
   Proje Okulları Tuttu
   Kış Geldi Hoş Geldi

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Ayasofya konusunda tekliflerim
Mehmet Ali Tekin
Bizi Kendilerine Benzetmeye Çalışıyorlar
Recep Öğütçü
Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te