Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
BEN İNSANIN NOTUNU ŞÜKRÜNE GÖRE VERİRİM
Cuma, 26 Ağustos 2011 - (04:53)
Recep Öğütçü

Şükür insanın turnusoludur, Müslümanlığının, hatta insanlığının derecesini gösterir. Ben şahsen insanın notunu şükrüne göre veririm. Şükürden sınıfta kalan insanın diğer hasletlerini görmem.

Rabbimizin güzel isimlerinden birisi de Şekür’dür. Şükreden kullarına nimetini artıran, teşekkür edeni seven ve bol veren anlamlarına gelir. Şükrün karşıtı nankör olmaktır, iyiliği bilmemek, iyiliğin sahibini tanımamaktır, bir anlamda küfürdür, inkârdır, küfran-ı nimettir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de nankör olmayı küfürle eşdeğer görmüş, şükretmeyeni “küfreden” olarak nitelemiştir. “Küfr”ün kelime manası, nimeti örtmek, gizlemek, görmezlikten gelmektir. Nankörlüğün alamı da iyiliği bilmemek, görmemek, yani inkâr etmektir

Bütün nimetlerin sahibi Allah’tır, dolayısıyla ilk şükredilmesi, teşekkür edilmesi gereken de odur. Cenabı hak kullarına yapılan teşekkürü de kendine teşekkür saymıştır. “Kuluna teşekkür etmeyen Rabbine de teşekkür etmez” denilmiştir..

Genel olarak şükür sahibi bir milletiz. İyilik yapmayı severiz, iyilik yapmanı da takdir ederiz, teşekkürle yad ederiz. Atalar, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur” derken iyiliği nasıl takdir ettiğimizi, hatır gütmeye nasıl önem verdiğimizi anlatmak istemişlerdir.

Lisanımıza şükür o kadar yerleşmiş ki, çocuklarımızın isimlerini bile şükür kelimesinin türevlerinden koymuşuz.. Oğullarımıza Şakir ve Şükrü gibi simler koyarken, kızlarımıza da Şükran ve Şükrüye gibi isimler vermişiz. Ben de yazılarımda ve sohbetlerimde “çok şükür” gibi tabirleri çok kullanırım. “Nasılsınız” diye hal- hatır soran birine cevap olarak “çok şükür, elhamdülillah” deriz. Çocuklarımızı eğitirken ilk öğrettiğimiz insanlara teşekkür etmektir. Bizim dilimizde, ahlakımızda ve geleneğimizde teşekkür etmek bir nezaket kuralıdır ve kibarlık alametidir. Ben şahsen teşekkür eden çocukları hep sevmişimdir, teşekkür eden insanların hatalarını hep affetmişimdir.

Sohbetlerimde, yazılarımda şükür mevzuuna çok değinirim. En sevmediğim huy nankörlüktür. Bir insan için en büyük fazilet teşekkür etmesini bilmektir. İyilik bilmeyenleri, yapılan bir iyiliği ve gördüğü bir yardımı teşekkürle karşılamayanları, nankörlük yapanları oldum olası sevmedim. Rabbimiz de kullarının ibadetinden önce şükrüne göre değerlendirecektir. Yediği tekneye tükürenler hayatta hiç onmamış, ileri gitmemiştir. Bir insan, düşmanından bile gelse yapılan iyiliği unutmamalı, teşekkür etmesini bilmelidir.

Şükrün ilk basamağı nimetlerin farkına varmaktır. “Onlar ki derya içreler deryayı bilmezler” diye bir söz vardır. Bazı insanlar nimetin içinde yüzdüğü halde o nimetlerin farkında değildirler, hala başkalarının elindekini görürler, kıskanırlar, açgözlülük yaparlar.

İnsan, dünya nimetlerinde kendinden aşağıya bakmalı ki, haline şükredebilsin. İbadet ve dinin gereklerini yapma konusunda kendinden ileride olanlara bakmalı ki, takvası artsın. Nitekim Rabbimiz “Hayırda (iyilikte ve ibadette) yarışın” buyurur. “Mal kazanmada yarışın, başkalarının elinde olana gözünüzü dikin” demiyor Rabbimiz. O halde mal, sağlık, makam ve mevki konusunda bulunduğunuz hale şükredin. Daha aşağıda olanları, daha yoksulları düşünün ve niye ben falan kadar zengin değilim diye strese girmeyin. Gıpta edin ama haset etmeyin. Rabbimizden hayırlısını dileyin.

Bir hadis-i şerifte, “Haset yoktur ancak iki şeye gıpta edilir: Birisi, mal sahibi olup ta o malı Allah yolunda sarf edene gıpta edilir. Bir de, Kur’an ilmine sahip olup ta onu başkalarına da öğreten ilim ve hikmet sahibi insana gıpta edilir” buyrulur.

Maalesef bizler güzel arabalara gıpta ediyoruz. Denize nazır köşklere ve yalılara gıpta ediyoruz. Omuzlarında çok yıldızı olanlara, dünyevi makam ve mevki sahiplerine gıpta ediyoruz. Kat ve yat sahiplerine özeniyoruz.

Şu Ramazan gününde özentilerimizi, gıpta ettiğimiz dünyevi nimetleri bir daha gözden geçirelim. Dilimizi zikre ve şükre, kalbimizi tefekküre alıştıralım.

BİR ŞÜKÜR HİKÂYESİ

Şükürle ilgili güzel bir hikâye okudum, ben çok etkilendim, sizin de etkileneceğinizi umduğumdan okuduğum hikâyeyi sizinle de paylaşmak istiyorum.

Hazreti İsa (as), bir gün arazide dolaşırken bir ağacın altında ellerini açmış dua eden bir adama rastlar. Durur, adamın duasını, yakarışını dinler. Adamcağız Allah’a şöyle dua etmektedir: “Ey Rabbim! Zenginlere vermediğin nimetleri bana verdin. Sana şu ağaçların yaprakları sayısınca şükrediyorum.”

İsa (as.), adamın yanına yaklaşır görür ki, bu sözleri söyleyen adamın gözleri kördür, ayakları kötürümdür, bedeninde ise alaca hastalığı vardır. Böyle kör ve kötürüm bir insanın böyle dua etmesine ve şükretmesine şaşıran Hazreti İsa (as), adama sorar: “Ey Adam! Rabbim zenginlere hangi nimeti vermedi de sana verdi. Zenginlere vermediğin nimeti bana verdin derken neyi kastediyorsun?”

Adam cevap verir: “Evet, Rabbim bana öyle bir kalp verdi ki, onunla Rabbimi tanıyorum, Rabbimin yüceliğini ve kudretini tefekkür ediyorum. Nice zenginler var ki Rabbini tanıyan ve hatırlayan bir kalpten yoksundurlar. Kalplerinde Allah korkusu taşımıyorlar. Kalpleri kararmış ve katılaşmıştır. Ben ise Rabbimi hiç kalbimden çıkarmıyorum.

Yine Rabbim bana öyle bir dil vermiş ki, hep onu zikrediyorum, O’nun ismini anıyorum O’na ibadet ediyorum, O’nun kelamını okuyorum. Onun razı olduğu sözleri söylüyorum. Öyle zenginler bilirim ki, Rabbinin ismini zikreden bir dilleri yok, O’nun kelamını okumuyorlar. Dilleriyle sadece insanları incitiyorlar, o dilleriyle hayırlı bir söz söylemiyorlar. Ne mutlu bana ki, gözlerim ve ayaklarım olmasa da zikreden bir dilim, şükreden bir kalbim var. Onun için Rabbime ne kadar hamd etsem azdır” der.

Bu sözleri duyan Hazreti İsa (as) a’ma adamın gözlerinden öper. Adamın gözleri açılıverir ve karşısında Hazreti İsa’yı görür. “A’ma gözleri açan, hastalara nefesiyle ve eliyle şifa veren mucizeler sahibi Hazreti İsa sen misin?” der. İsa (as), “Belli olmuyor mu, evet ben İsa’yım” der.

Adam, “Senin İsa olduğunu gözlerimin açılmasından anladım ama ayaklarımda henüz bir şey göremedim. Ayaklarıma da bir faydan dokunur mu?” der.

İsa (as) adama “ayağa kalk” der. Adam ayağa kalkıverir. Kötürümlüğü kaybolur.

Adam, “bana müsaade edin, ben Rabbime teşekkür etmek için geç kaldım” der ve secdeye kapanır: “Ey Rabbim der, ben kalbimle dilimin şükrünü eda etmekten aciz iken, şimdi iki gören gözün, iki yürüyen ayağın şükrünü nasıl eda edeceğim. Sana şükürler olsun. Bana şükredebilmem için bana yardım et. Beni nankörlerden kılma!”

O arada olaya şahit olan insanlar Hazreti İsa’nın elini öpmek isterler. Hazreti İsa, “benim değil, secdedeki adamın elini, ayağını öpün, keramet ondadır” der.

Evet, o kadar çok nimetin içindeyiz ki çoğunun farkında değiliz. Kör ve kötürüm insan bile Rabbini tanıyan bir kalbe, Rabbini anan bir dile sahip olduğu için şükrediyor. Demek ki, ilk şükrümüz insan olarak yaratıldığımız için olmalıdır. Sonra müslüman oluğumuza şükretmeli, daha sonra da sağlıklı bir bedene sahip olduğumuz için Rabbimize hamd etmeliyiz.

Rabbimiz cennetini ibadetlerimize karşılık vermeyecek, rahmetiyle cennetine girdirecektir. Bu gerçeğin farkında olmayan ve ibadetiyle böbürlenen israiloğullarından bir insan, beş yüz yıl ibadet yaptığını, Allahın rahmetine ihtiyacı kalmadığını, artık cennetlik olduğunu iddia eder. Bu davranış Rabbimizin hoşuna gitmez ve meleklerini gönderir. “O adama verdiğim nimetlerle yaptığı ibadetleri tartın, bakalım beş yüz yıllık ibadeti sağlılığını karşılıyor mu” der. Melekler ibadetinin tartarlar, beş yüz yıllık ibadet bir göz nimetini bile karşılamıyor. İbadetiyle böbürlenen ve Rabbinin rahmetine minnet etmeyen insan cehennemlik olur.

Evet, Rabbimizin rahmeti ve merhameti olmasa kimse yaptığı ibadetle cennete giremez. İbadetimizle değil, şükrümüzle ve Rabbimizin rahmetiyle cennete gireceğiz.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
   Teşekkürü Hak Edenler
   Batı Kof Bir Ağaçmış Meğer
   İşte Gerçek Devlet Baba
   Sevmesek de Savaş Farzdır
   Sabır Şükür Kanaat
   Organize Sanayi Bölgeleri ve Çumra OSB
   Medeniyetimizin Temeli Merhamet
   Hapishaneler Islah Etmiyor
   Proje Okulları Tuttu
   Kış Geldi Hoş Geldi

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Ayasofya konusunda tekliflerim
Mehmet Ali Tekin
Bizi Kendilerine Benzetmeye Çalışıyorlar
Recep Öğütçü
Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te