Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Neden Kendimiz Olamıyoruz?
Pazartesi, 18 Şubat 2019 - (13:14)
Mehmet Ali Tekin

Batılılaşma serüvenimizin başladığı Tanzimat döneden beri, hemen hemen her sahada kendimizden uzaklaştık.

Kültürde, sanatta, ekonomide, siyasette, devlet yönetiminde, velhasılıkelâm; her alanda, kendimizden uzaklaşarak batıyı örnek alıp, medenileşeceğimiz empoze edildi. Hatta devlet politikası oldu.

İslami değerlerden uzaklaştırarak, Batılılar gibi yaşarsak, medenileşiriz mantığına dayalı bir hayat dayatıldı.

Milleti geçmişiyle irtibatını kesmek için ilk olarak, İslam dinini toplumun dini olmaktan çıkarmaya teşebbüs ettiler. Kazım Karabekir bu tartışmaları şöyle anlatıyor:

"18 Temmuz 1923 günü Ankara İstasyonundaki binada Teşkilat-ı Esasiye'de yapılması düşünülen, değişiklik müzakere ediliyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında şu zatlar bu işle meşguldü:

İç İşleri Bakanı Fethi Bey (Okyar), İktisat Bakanı Tevfik Rüşdü Bey (Aras), Nafia Bakanı Fevzi Bey, Maliye Bakanı Hasan Bey, Ziraat Bakanı Sabri Bey, Basın Yayın Genel Müdürü Ağaoğlu Ahmet Bey, Mebuslardan Ziya Gökalp, İhsan Bey, Sivas mebusu Rasim Bey. Başbakan Rauf Orbay ve Maarif Vekili Sabri Bey’ler esasen seçim komitesinde bile bulunmamışlardı.

Ben geldiğim sırada Tevfik Rüştü Bey (Aras) konuşuyor ve şöyle diyordu:

"Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım. Kimseden korkmam. Teşkilat-ı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır." diyordu.

Ben söz aldım ve sordum:

“Teşkilatı Esasiyede dinimizin İslâm olduğu yazılıdır Tevfik Rüştü Bey. Hangi kanaati haykıracaksın? Hıristiyanlığı mı?"

Mahmut Esat Bey (Bozkurt) söz aldı ve sertçe cevap verdi:

"Evet Hıristiyanlığı. Çünkü İslâmlık terakkiye manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize de kimse ehemmiyet vermez." dedi.

Tartışmaların şiddetlenmesi üzerine, Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa sözümü burada keserek dedi ki: "Müzakereler çok hararetlendi, burada kesiyorum." diyerek oturumu tatil etti.

Milleti kültüründen, geçmişinden koparmak ve can damarını kesmek için 1 Kasım 1928 Perşembe günü, harf inkılabıyla Kur’an harfleri kaldırılıp, Latin harfleri getiriliyordu. Böylece toplum babasının, dedesinin yazısını okuyamaz hâle getirildi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı ve İsmet İnönü'nün başbakanlığı döneminde, 1931 Aralık ayında, dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı'nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı.

İlk Türkçe Ezan 30 Ocak 1932 Cumartesi günü Hafız Rıfat Bey tarafından, Fatih Camii'nde okundu ve Diyanet İşleri Riyaseti, 18 Temmuz 1932 pazartesi günü, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi.

Ezan yasağı 18 yıl uygulandıktan sonra, 16 Haziran 1950 Cuma günü kaldırıldı ve orijinal hâliyle okunmaya başlandı.

Batılılaşma sembolü olarak Keriman Halis, topluma örnek diye sunuldu. Cumhuriyet Gazetesi’nin 1932 yılında düzenlediği Türkiye Güzellik Kraliçesi Yarışmasının birincisi olan Keriman Halis; 31 Temmuz 1932 tarihinde Belçika’da Kainat Güzeli seçilmesinin ardından, Mustafa Kemal 3 Ağustos 1932 Çarşamba günü, şu açıklamayı yapıyordu: “Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu bildiğimden, Türk kızlarından birinin Dünya Güzeli seçilmesini tabii buldum.”

Bir başka garabet, Türk Musikisi’nin radyolarda icra edilmesi, 2 Kasım 1934 Cuma günü yasaklanıp, batı müziği icra edilmesi mecburi hâle getirildi.

Batılılaşma ve Atatürk İnkılapları dayatmaları, o gün bu gündür devam etmekte. Askeri Darbeler döneminin akabinde bunlar, gemi azıya almaktadır. 12 Eylül Askeri Darbesinden sonra, ‘Muasır medeniyet seviyesine yükselmek için!’ binlerce Heykel dikildi.

Öyle ki CHP’li belediyelerce Heykel ve büst dikimi, âdeta modernleşme ve muasır medeniyet göstergesi olarak, kabul edilir hâle getirildi.

Son 5-6 senedir, Ak Parti’li çevrelerde de maalesef ‘batılılaşma özentisi’ hızla yayılmakta olduğunu, üzülerek müşahede etmekteyiz.

Bazı Ak Parti’li bakanların yapacakları etkinlikler öncesinde, Anıtkabire yüzlerce mensubunu taşıyıp, çelenk koyma merasimlerinin artmakta olduğunu gözlemliyoruz.

Anıtkabir’de merasim yapmak, âdeta medenileşmenin sembolü hâline getirdiğine şahid oluyoruz.

Oysa Ak Parti…

Bu milletin değerlerine, ondan da ötesi milletin kendine sahip çıkan ilk hükümet olduğunu gözlemledik. Millete tepeden bakan, vatandaşı ‘maraba’ gören zihniyet sahiplerinin iktidarına son vermiş; halka ‘hak ettiği’ değeri veren bir iktidar olmuştu.

Hatta öyle ki Cumhuriyet tarihinde ilk defa, orta ve alt gelirli insanlar, uçağa Ak Parti iktidarıyla binmeye başladılar.

Vatandaş, Cumhuriyet tarihinde ilk olarak Hastanelerde insan yerine konulup, hizmetlerini rahatça alma imkânına kavuştu. Sıraya girmeden ilaç alabilir oldu. Hem de bunlar için hiçbir ücret ödemeden…

Karakollarda, Nüfus Müdürlüklerinde, tapuda, belediyelerde insan gibi muamele görür oldu. Ak Parti ile birlikte halkımızın hayatının refah düzeyi, birçok konuda Avrupa düzeyine çıkarıldı.

Gelgelelim eğitimde, ahlak ve toplumsal hayatımızda, Ak Parti iktidarında olumlu gelişmeler göremedik. Hatta bazı konularda Avrupa Birliği kriterlerine uyacağım diye getirdiği kanun ve yönetmelikler; toplumsal hayatımızın, ailemizin temeline dinamit koymak gibi oldu.

1926 tarihli eski Türk Ceza Kanunu 440. Maddesinde kadınlar için, 441. maddesinde de erkekler için 'zina suçu'nu düzenliyordu.

23 Eylül 1996 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne yapılan itiraz üzerine, 441. maddeyi iptal etti. Anayasa Mahkemesi, 23 Haziran 1998'de 440. maddeyi de iptal etti. Bu durumun sonunda, zina suç olmaktan tamamen çıkarılmış oldu.

2004 yılında Türk Ceza Kanunu görüşmeleri esnasında, Ak Parti zinayı tekrar suç hâline getirmek için CHP’ye teklifte bulundu, Deniz Baykal liderliğindeki CHP, buna şiddetle karşı çıktı ve kabul etmedi.

Ak Parti yeterli çoğunluğa sahip olmasına rağmen, zina suç olarak TCK’da yer almadan, 26 Eylül 2004'te resmen yasalaştı.

Aile hayatımızın güçlü olması, toplumsal hayatımızın vazgeçilmezidir. Ak Parti döneminde maalesef aile sistemimize çok zarar verecek, bir kanun kabul edildi. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, tam bir aile düşmanı kanun olarak, hayatımıza girdi. Bu kanun âdeta ailelerin dağılması için bir işlev gördü. Bu kanunun çıkmasından sonra boşanmalar ve aile içi şiddetin arttığı, istatiksel olarak görülebilir…

Ak Parti bir an evvel kendine gelmeli ve ‘kendimiz olacak kanunlar’ çıkarmak için acele etmelidir. Aksi takdirde, toplumsal hayatımızın temelini oluşturan ‘aile’ tamamen parçalanmak üzere…

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mehmet Ali Tekin'in Son 10 Yazısı
   Güneşi Balçıkla Sıvamaktan Vazgeçin
   28 Şubat zulmünün izleri artık bitsin!
   Şubat Ayı Şehidler Ayı
   Şafakta On Gün: İran İslam İnkılabı
   Kafası kütüphanesinden zengin adam: İbn’ül Emin Mahmut Kemal İnal
   Kültür Emekçisi Mahmut Balcı’nın Ardından
   Hem Biz Kazanalım Hem de Millet Kazansın…
   Mehmet Ali Gündüz Hoca…
   Moro Destanı Özgürlüğüne Kavuşuyor...
   Ümmet’e Karşı Sorumluluğumuz

Yazarlar
Mahmut Toptaş
İnsanı ve Çevreyi Kirletenler
Mehmet Ali Tekin
Güneşi Balçıkla Sıvamaktan Vazgeçin
Recep Öğütçü
Beka Meselesini Ciddiye Almayanlar Var
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te