Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Şehid Şeyhmus Durgun: Bu Böyle Biline
Çarşamba, 24 Ekim 2018 - (00:32)
Mehmet Ali Tekin

Fedakârlık, dîgergamlık, vefakârlık, cefakârlık bu günkü neslin pek konuşmadığı kelimeler ve ıstılahlar. Toplumumuzun ve özellikle de gençliğimizin, bu duruma gelmesinde; sistemin çarkının etkisi kadar, birey olarak bizlerin de, payı var diye düşünüyorum.

Şöyle bir nefs muhasebesi yapalım…

1980’li ve 1990’lı yıllarda dostlarımıza, akrabalarımıza ve çevremizdeki insanlara fedakârlığımızı, dîgergamlığımızı, vefekârlığımızı, şöyle bir gözünüzün önünden geçirin bakalım…

Kalbiniz, size neler söyleyecek…

12 Eylül öncesinde akrabalıklar, dostluklar ve arkadaşlıklar, bir başka yaşanırdı desem, yazıyı okuyanlardan birçok kimsenin, içini çekerek; çölde susuz kalmış birisinin, suyu özlercesine, bu duyguları, tekrar yaşamak istediğini hisseder gibi oluyorum…

12 Eylül öncesi İslamcı gençliğin öncülerinin, hemen hemen hepsinin ortak özellikleri; davalarının geleceği için, kendi geleceklerini fedâ etmeleridir…

Bu fedâkârlardan birisiyle, şehadet yıldönümünde, sizlerle tanıştırmak, tanıyanlara da hatırlatmak istedim…

Sevgili ağabeyim, can dostum, vefakâr, cefekâr Şeyhmus Ağabey…

Seni tanımama imkân bahşeden Rabbime, binlerce kere teşekkürlerimi sunuyorum…

Şeyhmus Durgun, Metin Yüksel, Sedat Yenigün’leri unutmak mümkün mü?

O yıllarda, benim bu abide şahsiyetlerle tanışmama, imkân ve zemin hazırlayan, anne ve babamı da, burada yâd etmeden geçmemeliyim…

Can dostum, sevgili ağabeyim Şeyhmus Durgun...

Mazlum gelip, mazlum giden sevgili ağabeyim…

Çanakkale zindanlarında, işkenceyle şehid edilen Şeyhmus Ağabeyim…

Şeyhmus Durgun Ağabeyimi, İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde okurken tanıdım. O yıllarda, İmam Hatip Liseleri’nden mezun olanların, üniversitelere girme hakkı yoktu. Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra, ilaveten Eyüp Lisesi’ni bitirerek, ancak üniversiteye girebilmiştir.

Tam o yıllardı…

CHP-MSP koalisyon hükümetinin hazırlayıp, meclisten çıkardığı, İmam-Hatip Lisesi mezunlarının üniversitelere girmesine, imkân sağlayan kanunun; zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından veto edilmesini, protesto maksadıyla, İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nde ‘Vetoyu veto boykotu’ kararlaştırılmıştı. Ben 5. sınıfta okuyordum. Boykotun başarılı olması için, en çok 5. ve 6. sınıf talebeleri, gayret gösteriyorduk.

O yıllarda, MTTB Merkez Orta Öğrenim Komitesi’nin Tiyatro Bölümü’ndeki arkadaşlarla beraber, İslami Tebliğ faaliyetlerimizi sürdürüyorduk.

Boykotumuza okulumuzun dışından, İstanbul’un çeşitli üniversitelerinde okuyan ve çoğunlukla, Fatih Vakıflar Öğrenci Yurdu’nda kalan öğrenciler de, destek veriyorlardı.

Bunların çoğunluğu da, MTTB’de görevliydiler. İşte, Rahmetlik Şeyhmus Durgun ağabeyi, ilk defa bu boykot esnasında, gördüm ve tanıdım.

Kaldığı Fatih Vakıflar Öğrenci Yurdu’nun Akdeniz 3. Bloktaki odalarına, akşamları sık sık gidip gelmeye başladım. Şeyhmus Ağabey vasıtasıyla, birçok üniversite öğrencisi ile tanışma fırsatı buldum.

Şeyhmus Ağabeylerin yanına gidip gelirken bazı geceler, afiş asmaya veya yazı yazmaya çıktıklarını görüyordum. Böylece, zaman zaman onlarla beraber afiş asmaya ve yazı yazmaya çıkmaya başladım.

Şeyhmus Durgun Ağabey’in, cesaret, fedakârlık ve vefakârlık örneklerine, onlarca defa şahid oldum. Okulunu bitirdikten sonra, O’nu tanıyanların bildiği, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki vakıflardan kiraladığı mütevazi evinde, geceler boyu kendisini dinlemekten, zevk alırdım.

Şeyhmus Ağabey’in, kısa fakat dolu dolu yaşanmış hayat hikâyesini, şöyle özetleyebiliriz:

ŞEYHMUS DURGUN: 1954 Yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. İlk ve orta tahsilini, Diyarbakır’da bitirdi. Daha sonra da, İstanbul Teknik Üniversitesi Genel Makine bölümünü bitirdi.

Yüksek tahsili sırasında, o yılların İslamcı Öğrencilerin merkezi durumunda olan MTTB’de çeşitli görevler aldı. MTTB’nin yayın organları ÇATI ve MİLLİ GENÇLİK’te idarecilik yaptı ve birçok konuda yazılar yazdı. 15 Nisan 1978 tarihli Çatı’da kaleme aldığı Bu Böyle Biline başlıklı yazısından dolayı; 163. maddeden, ‘Devletin Temel Nizamını İslam’a Uydurmak ve Türkiye’de İslam Devleti Kurmak’ suçuyla yargılandı ve 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Tutuklanarak, önce Bayrampaşa Cezaevi’nde daha sonra da Çanakkale Kapalı Cezaevi’nde hapsedildi. Çanakkale Kapalı Cezaevi’ndeyken, laik rejimin gardiyanları tarafından, işkenceyle, 23 Ekim 1985 Çarşamba günü, şehid edildi. Naaşı 27 Ekim 1985 Pazar günü, çok sayıda arkadaşı ve ailesi tarafından, Çanakkale Kapalı Cezaevi yetkililerinden alınarak, 29 Ekim 1985 salı günü, Diyarbakır’da Et Balık Kurumu Camii’nde kılınan namazdan sonra, Diyarbakır Mardinkapı Asrî mezarlığına defnedildi.

Kendisini şehadete götürecek yazısı

Bu Böyle Biline

Bu memleket içine düştüğü buhrandan kurtulamaz.

Ne zamana kadar? Herşeyden evvel her yerde, her yere ve olanca her şekliyle, «egemenlik halkın değil Hak- kındır» düsturu yazılıncaya, nakşedilinceye, zerkedilinceye kadar...

Küller altında ki muhteşem Vahiy kaynaklı kültürümüzü çağa sunacak; İslâmî ülkelerdeki s özünden kopmuş, manasından uzaklaşmış veya uzaklaştırılmış çeyrek ve sahte aydınlar kadrosunun elindeki bütün kültür müesseselerini alacak, gerçek mütefekkirler ve münevverler kadrosu yetişip, tarihî görevini yükleninceye kadar...

Tarih boyunca «neydik?», «ne olduk?», «nasıldık?», «nasıl olacağız?» suallerini vahyin ışığında cevaplandıracak muazzam bir fikir hamlesine, tebliğ ve davet aksiyonun başlayıncaya kadar...

Fert ve cemiyet plânında bütün beşeriyeti ihata edici tek ve biricik sistemin «eskimez yeni» olduğunu bütün beyinlere zerkedip, ruhlara ve kalplere nakşedinceye kadar...

Doğu’dan Batı’ya, Vahiy medeniyetinin önce taarruz, sonra duruş ve daha sonra da her sahada tümüyle ric’atının, böylelikle kendi medeniyetini tarihte kurulup, kalıntısı devam eden medeniyetler çağına düşürmenin en ince ve gizli sırlarına top yekûn vakıf oluncaya kadar...

Tanzimat denilen Masonik-İnkilâpla başlayıp, sahte ve köksüzleriyle devam ettirilen «devrim» etiketli özünde devri-lişlerin, öz inancının müesseselerini devirişlerin envanterini çıkarıp, hesabını «devrimbâz» uşaklar soruncaya kadar...

Öz inancından uzaklaşıp, Batı’ya karşı önce şaşkınlık, sonra hayranlık ve daha sonra da taklitçilikle adapte oluşun, böylelikle başlayan çöküşün, en müphem ve en mahrem noktalarına kadar foyasını ortaya dökünceye kadar...

«İlkeci, ülkücü, ilerici» denen herkesin, gerçekte, «taklitçi dolandırıcı ve gerçek gerici» olduğunu yine onların alınlarına yaftalayıncaya kadar...

Yığınları şirin maskeler takarak aldatan, yerli ve yabancı bütün güçlerin maskelerini indirerek gerçek ve iğrenç yüzlerini gösterinceye kadar...

Mazide bir tek yumruk durumundaki Müslümanları; şimdi ki, birbirinden kopmuş; ezgin, bezgin, kırgın, ölgün, üzgün, dargın, kızgın, yılgın hallerinden kurtarıp «kurşunla kenetlenmişçesine» bir bünye oluşturarak, İslâm cemaatini âbideleştirinceye kadar...

Her yerde, her zaman ve her şekilde, tarihte menendi ve misli görülmemiş «tenakuzlar manzumesi» ve gayr-i İslâmiliğin kaldırılıp, pratik hayata yavaş yavaş da olsa tatbikiyle cemiyeti lif lif, hücre hücre bir değişme, dönüşüme tabi tutarak yeni bir toplum örünceye ve örgütleyinceye kadar...

Son yarım asırda yapılmış ne kadar devirmek fiilinden türetilmiş «devrim» varsa, hepsinin tek ve tek hedefinin sadece İslâm ahlâk ve mukaddesatı nam-ı hesabına ne varsa tümünün imhası ve kıtali olduğunu, cümle âleme teşhir edinceye kadar...

Bütün vatan sathında milyonlarca tonluk «tağut»u tümüyle kaldırıp, anısını tarihin karanlık müzesinde küflenmeye bırakıncaya kadar...

İnanların bildiğini zannettiği, aslında bilmediği öz medeniyetlerini öğretip, hepsiyle birlikte öğreninceye kadar...

Gerçek vecd, derin aşk, sarsılmaz inanç, tâviz vermeyecek ahlâk, fertlerimizde tek tek pırıldayıp, her müsbet ve mukaddes mefhumun lâyık olduğu mevki ve mekânına dönüşüne kadar...

Saf ilim, doğru tarih, üstün edebiyat öğretmenlerce öğrencilere öğretilip, öğrenilinceye kadar...

Kitle haberleşme araçlarınca Hakk ve hakikatin her saat, her dakika, her saniye evrensel bildirisini ilân edip, basının her «şey»inin, her satırında «öz» ün dışında hiç bir şeyin yazılmamasını temine kadar...

İsteyen ve ne istediğini bilen; isteyen ama, ne istediğini bilmeyen herkesin ne isteyip ve beklediğini, belirtip bildiren bir neslin oluşunu ve her sahada «kurmaylaşması» bitinceye kadar...

Kısaca ve tek cümleyle: «Eskimez Yeni», eskiden olduğu gibi yeniden, yeniçağda hayata her yönüyle ve her hükmüyle hâkim oluncaya kadar...

Bu memleket, içine düştüğü buhrandan kurtulamaz...

Bu böyle biline ve bildirile!..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mehmet Ali Tekin'in Son 10 Yazısı
   Kafası kütüphanesinden zengin adam: İbn’ül Emin Mahmut Kemal İnal
   Neden Kendimiz Olamıyoruz?
   Kültür Emekçisi Mahmut Balcı’nın Ardından
   Hem Biz Kazanalım Hem de Millet Kazansın…
   Mehmet Ali Gündüz Hoca…
   Moro Destanı Özgürlüğüne Kavuşuyor...
   Ümmet’e Karşı Sorumluluğumuz
   Yaşasaydı Güneydoğu’nun Şeriati’si Olurdu…
   Doğu Türkistan'da Neler Oluyor?
   Sizleri Çok özledik… Allah Var Problem Yok…
   Defolu Kumaşları Vermem…

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Faydasız İlimden Allah’a Sığınırım
Mehmet Ali Tekin
Kafası kütüphanesinden zengin adam: İbn’ül Emin Mahmut Kemal İnal
Recep Öğütçü
Dava Adamı Olmak Kolay Değil
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te