Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Çarpık Mantık
Pazartesi, 17 Eylül 2018 - (12:00)
Mahmut Toptaş

Akıl akıldan üstündür. Onun için laf cambazları bazen haksızken geçici olarak haklı duruma gelebilirler.

Onun için biz, İslami hüküm ve kaidelerden ayrılmamaya dikkat edeceğiz.

Bu günlerde, her zamanda ve her yerde laf ebelerinin geçici çarpık mantıkları başarıları olur gibi ama hakikat ortaya çıkınca kişinin keli görünür.

Sevgili Peygamberimiz, “Benim huzurumda davanın görülmesi esnasında ola ki, sizden biri söz gücüyle haksızken haklı çıkar, kardeşinin hakkını benim kararımla alırsa, ben onun için cehennemden bir parça kesmiş olurum. Sakın o haksız şeyi almasın” buyurur. (Buhari, Sahih, K. Şehadat, bab 27 men ekamel beyyine)

***

Suud’un şeyhulislamı gibi görev yapan Bin Baz, kör idi.

Bir gün Kur’an’da mecaz olmadığını, her kelimenin hakiki manasının alınması gerektiğini çok veciz bir şekilde anlatırken dinleyenlerin çoğunluğu ona bağlı âlimler olduğundan başlarını sallayarak onaylarlar.

Ama ona bağlı olmayan bir âlim, kâfirlerin kör olduğunu anlatan,

“Kim bu dünyada (kalbi/basireti) kör olursa, o ahirette de kör olacaktır, yol bakımından daha da sapıktır/şaşkındır.” ayetini okuyunca susa kalır.

Eğer ayetteki “kör” kelimesini hakiki manasıyla alırsak o zaman baştaki gözü kör olan bütün körleri içine alır ve buna Bin Baz da girer.

***

Kısa yoldan köşeyi dönene “Ayıptır, günahtır, haramdır” demişler.

Cevap olarak mantık yürütmüş, “Hep onlar yiyeceğine biraz da biz yiyelim” deyince,

“Domuzu hep onlar yiyip, şarabı hep onlar mı içecek. Bunu da yapsana” deyivermişler.

***

“Büyük balık küçük balığı yutar” dendiğinde dinleyenlerin çoğunluğu başını eğerek kabul ettiğini bildirirken haksız da olsa kaba kuvvete hak verip boyun eğenler, bilmezler ki denizler büyük balıklarla değil küçük balıklarla doludur.

Balinaların nesli tükeniyor. Yuttuğu balıklar şenlendiriyor denizleri.

Kartalların nesli tükeniyor ama serçeler her yerde ses ve tavırlarıyla gönlümüzü hoş etmeye devam ediyorlar.

Bal arısını yiyerek geçinen zanbur’u tanıyanınız pek azdır. Ama bal arıları dağları, taşları ve çiçekleri tutmuş. Milyarlarcası sizlere bal vermek için çalışıyor.

Bir kurt bin kuzuyu korkutup kaçırabilir ama dağ taş koyun ve kuzuyla dolu.

“Tuttuğunu koparanlar” kurutulurlar. Tuttuğunu yeşertenlere yardım edin siz.

“Diş geçirenler” yaralarlar. Yaraları saranlarla yürür insanlık.

“Kolu uzun, ensesi kalın” olanlar, “Döner taşı öten kuşu” bulunanlar her yerde “borusu ötenler”, “itibarım zedelenmesin, koltuğum alınmasın, makamım ve rütbem sökülmesin, malıma el konmasın” diye “gelene ağam, gidene paşam” derler. “El etek öperler” her gelip geçene kuyruk sallarlar. Bunlarla bir yere varmak da mümkün değil.

Mal ve servetle ayakta durulabilseydi Karun dururdu.

Saltanatla, kaba kuvvetle başarılı olunsaydı Firavun başarılı olurdu.

Alavere – dalavereyle, entrikayla iktidar korunsaydı Haman yıkılmazdı.

***

İslâm tarihinde Yezidiler hariç, hiçbir Müslüman’ın zerre kadar sevmediği Yezid’in söylediği bir mısra, Şiilerin en çok olduğu İran’da en çok okunan ve söylenen şiir olmuştur.

Yezid’i hiç sevmeyen Şiiler ve Sünniler, Hafız’ın Divan’ını okumak için ellerine aldıklarında kitaba, Yezid’in sözüyle başlarlar.

“Ene’l-mesmûmü mâ ındî bi tiryâkın velâ râkî

Edir ke’sen ve nâvilhâ Ela eyyühe’s-sâkî”

Hafız, bu şiirin iki mısraını Arapça aslıyla iktibas etmiş ve kitabının taç beyti yapmış.

Manası: Ben zehirlenmişim. Yanımda /ilaç da yok, doktor da yok.

Ey sâkî, kadehi dolaştır ve onu sun”

Hafıza sormuşlar, “Niçin o mel’unun sözünü iktibas yaptın” demişler,

O da “Kâfirin malı mümine helaldir” diye kendini çarpık bir mantıkla savunmaya kalkmış ama,

“Hiç aslan, köpeğin ağzından artık kapar mı” sorusuyla cevabını almış.

Sözümüz güçlü ve güzel olsun.

Gücünü Hak’tan alsın.

Her sözü duyalım, en güzeline uyalım.

İçtiğimiz suyun kaynağının da güzel olmasını istediğimiz gibi, sözün de, kaynağının da temiz olmasına dikkat edelim.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Faydasız İlimden Allah’a Sığınırım
   Kimin kuluyuz?
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik
   Türkçe Ezan üzerine
   Sınır Çizenler Kendilerini Çizerler

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Faydasız İlimden Allah’a Sığınırım
Mehmet Ali Tekin
Kafası kütüphanesinden zengin adam: İbn’ül Emin Mahmut Kemal İnal
Recep Öğütçü
Dava Adamı Olmak Kolay Değil
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te