Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Din Adamı mı Din Görevlisi mi?
Salı, 17 Ekim 2017 - (12:31)
Recep Öğütçü

Dilimizde ve kültürümüzde din rehberlerimizin birçok ismi ve sıfatı var, onlar bölgelere göre birçok isim ve sıfatla anılırlar. Bunlardan bir kısmını zikredersek; "imam, hatip, hoca, hâce, mürşit, alim, müftü, efendi, şeyh, seyda, molla, mela” sıfatlarını söyleyebiliriz.

İmam denince sadece camide namaz kıldıran insanı anlamıyoruz. Bizde devlet başkanının adı da imamdır, tarikat şeyhlerinin ve mezhep kurucularının (mezhep büyüklerinin) adı da imamdır. Anlamı da "önder, rehber” demektir.

Biz burada son yıllarda çokça kullanılan iki sıfatı tartışacağız: "Din adamı” ve "Din görevlisi”. Bu iki sıfat çok zaman aynı anlamda, birbirinin yerine kullanılır.

Geçen haftalarda Hayrettin Karaman Hocamızla Mahmut Erol Kılıç Hocamız arasında bu konu polemik konusu oldu ve gazete köşesinde birkaç gün tartışıldı. Hayrettin Karaman Hoca, "Din görevlisi” demenin daha doğru olduğunu, "Din adamı” sıfatının ruhbanlığı ve bozulmuş Hristiyanlıkta günah affetme (günah çıkarma) yetkisi olan papazları çağrıştırdığını ve bu sıfatın batı (Hristiyan) kökenli olduğunu söyledi. Mahmut Erol Kılıç Hoca da, din önderlerine "din adamı” demenin mahzuru olmadığını, hocalara saygıyı ifade ettiğini iddia etti.

Evet, Hayrettin Karaman Hoca’nın dediği gibi, "din adamı” kavramı bize Batıdan geldi. "Laik olmayan insan” anlamına gelen ve papazlara verilen bu sıfat, bizim hocalarımızı karşılamaz, ifade etmez. Bizim hocalarımıza "din görevlisi” demek daha doğrudur. Bizim hocalarımızın kutsallığı, papazlarda oluğu gibi günahları affetme, yeni doğan çocukları vaftiz etme (Adem’in işlediği günahtan arındırma) gibi bir yetkisi ve üstünlüğü yoktur. Ehl-i sünnet itikadında çocuklar günahsız olarak dünyaya gelir. Bir de günahsız olanlar, hata işlemeyenler, vahiyle konuşanlar, vahiyle desteklenenler ve yanlış yapmaktan korunanlar sadece peygamberlerdir. Onların bile "zelle” şeklinde hata yapmaları ve ayaklarının kayması mümkündür, ama vahiyle korundukları için yanlışlarından dönerler. Diğer insanlar, en büyük alim, mürşit, evliya, kutup, hoca, imam ve müftü olsa da hata yapabilir, ayağı kayabilir, günah işleyebilir. Ama bilgileri onları hatalarında çabuk dönmesini sağlayabilir. Dolayısıyla bizim din önderlerimizin, din rehberlerimizin diğer insanlara göre bir kutsallıkları yoktur, masum (günahsız) değildirler, hataya ve günaha açıktırlar. Sadece peygamberimizin tebliğini bize ulaştırdıkları, bizi uyardıkları için, Peygamberimizin makamını temsil ettikleri, onun varisi oldukları için, bize dinimizi ve neye inanacağımızı, nasıl ibadet yapacağımızı öğrettikleri için biz onlara saygı duyarız, minnet ve muhabbet besleriz, annemizden- babamızdan sonra en çok onları sever ve sayarız. İrademizi, aklımızı onlara teslim etmeyiz, yanlış gördüklerimize itiraz ederiz, açık ayetlere ve sahih sünnete uymayan bir şey görürsek karşı çıkarız, ikaz ederiz.

Bir de Şia mezhebi var ki, biz o anlayışa sahip değiliz. Onlar, Peygamberimizden sonra O’nun soyundan gelen 12 imamın da günahsız olduğuna, hata yapmayacaklarına inanırlar. İmam Humeyni gibi diğer büyük imamlarının da fetvalarını değişmez kanun kabul ederler, sorgulamazlar.

TARİKAT VE CEMAATLERE GELİNCE

İçimizde şeyhini, imamını, mürşidini "masum, hata yapmaz” gören yok mu? Maalesef bazı tarikat ve cemaat mensuplarımız bu hataya düşüyor. Tarikat önderini, şeyhini, mürşidini vahiy alırcasına masum- günahsız, hata yapmaz olarak görüyor. Fetö terör örgütünün temelinde de bu anlayış, bu teslimiyet var. Maalesef Fetö mensupları ve sempatizanları Fetullah Güleni hata yapmaz görmüşler, sahte olduğu ortaya çıkan rüyalarına itibar etmişler, kurtarıcı ve mehdi olduğuna inanmışlar ve günahsız bildikleri bu insanın emriyle kendi insanına hatta anne- babasına silah çekebilecek kadar beyinleri yıkanmış, canileşmişlerdir. O insan, mensuplarının günahlarına kefil olmuş, takiyye için gerekirse başlarını açmışlar, namaz kılmamışlar, oruç tutmamışlar, içki bile içebilmişledir(!). Diğer bazı tarikat mensuplarında da bu anlayışı görüyoruz, ileride bunların da tehlike arz edebileceklerini düşünüyoruz. Maalesef şeyhlik makamında oturan bir kısım zevat uçmaya, müridleri de uçurmaya hazır. Müridlerinin bu bağlığını suiistimal eden, uçtuğunu, görülmeyeni gördüğünü, duyulmayanı duyduğunu, mezardan ses aldığını söyleyen tarikat şeyhleri biliyoruz.

Şunu da ifade edelim; tarikat vardır ve bir güzel ahlak yoludur ve nefis eğitimidir, birçok İslam büyüğü bu yolda yetişmiş ve kemale ermiştir. Keramet haktır, Rabbim bazı sevdiği "mukarrebun” evliya kullarına, kendi izni ve iradesiyle olağanüstü haller verir, onları ödüllendirir. Peygamberlerin mucizesi, evliyanın kerameti haktır. Ancak keramet ayağa düşürülmemeli, her olağanüstü gibi görülen hali keramet alarak kabul etmemeliyiz. "İstidraç” şeklinde şeytanın ve cinnin de yardımıyla gösterilen haller olabilir.

Avrupalı, 1789’da ihtilal yaparak Kiliseye başkaldırmış, din adamlarının tahakkümünden kurtulmak için laiklik diye bir sistemi getirip kurmuştur. Çünkü onlarda papazlar kutsaldı, eleştirilemezdi, dedikleri kanundu, Engizisyon mahkemelerinde yargılayıp idam ederlerdi, dinden çıkarırlardı (afaroz ederlerdi), hata etmezlerdi, günah işlemezlerdi, hatta günahları affederlerdi, onların kıydığı nikah bir daha bozulamazdı, boşanamazlardı. Bizim ehl-i sünnet inancında böyle bir anlayış yok, dolayısıyla devletin dine ve dindara baskı yaptığı katı laiklik bize göre değildir. Hocalar, imamlar, müftüler bizim üzerimizde, bizi dinden çıkarma ve bizi dine dahil etme gibi bir yetkiye sahip değiller. Sadece bize dinimizi öğretirler, sorduğumuz fetvalara cevap verirler, isteyenin nikah duasını yaparlar, cenazemizin kaldırılmasına yardım ederler, camimizde namazımızı kıldırırlar, güzel ahlaklarıyla bize örnek olurlar, dua talep edersek dua ederler. Onlar da sıradan insanlardır, sadece dini bilgilerinden dolayı az hata yapan saygın kişilerdir. Hazreti Ali Efendimizin, "bana bir harf öğretenin kölesi olurum” dediği gibi, biz alimlerimize, hocalarımıza saygıda kusur etmeyiz. Çünkü Efendimiz buyurur: "Alimler peygamberlerin varisleridir”. Kur’an-ı Kerimde de, "Bilmezseniz zikir ehline sorun”, "Allah’tan en çok koran kulları içinde alimlerdir” buyrulur.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Recep Öğütçü'in Son 10 Yazısı
   Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
   Teşekkürü Hak Edenler
   Batı Kof Bir Ağaçmış Meğer
   İşte Gerçek Devlet Baba
   Sevmesek de Savaş Farzdır
   Sabır Şükür Kanaat
   Organize Sanayi Bölgeleri ve Çumra OSB
   Medeniyetimizin Temeli Merhamet
   Hapishaneler Islah Etmiyor
   Proje Okulları Tuttu
   Kış Geldi Hoş Geldi

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Ayasofya konusunda tekliflerim
Mehmet Ali Tekin
Ankara Kriterlerine dönme zamanı
Recep Öğütçü
Kıdem Tazminatı ve Gerçekler
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te