Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Kuzey Iraktakiler Umutsuz Olmayın
Çarşamba, 04 Ekim 2017 - (01:43)
Mahmut Toptaş

Atalarımız, “Allah, açlıkla terbiye etmesin” der.

Bu atasözünün değerini biraz yazın en uzun günlerde oruç tutarak anlarız.

Her gün içtiğimiz suyun tadını iftar vaktinde daha iyi hissederiz.

Ama hiçbir zaman açlığın vücudumuzu yemeye çalıştığını görmedik.

Allah yalnız bize değil, düşmanımıza da göstermesin.

Uruguay’da 1972 yılında ot ve ağacın bitmediği, hiçbir canlının yaşamadığı 4000 metre yükseklikte dağdaki buzlara çarparak düşen uçağın içindeki 45 kişiden 18’inin 75 gün, ölenlerin etlerini yiyerek hayata tutunmaya çalıştığı günlerde fıkıh/hukuk kitaplarımızda yazılı bu konudaki maddelerin ne kadar doğru ve yerinde olduğunu yeniden okumuştum.

Sevgili Peygamberimiz, Mekke’de kıtlığın hüküm sürdüğü, insanların açlıktan havayı dumanlı gördüğü, kadınların karınlarındaki çocuklarını bile düşürdüğü yıl, kendisi hakkında /Dar’un-Nedve/parlamentoda öldürmek, hapsetmek, sürgüne göndermek konusunda oturum yapan, sonunda öldürme kararı veren Mekke yöneticilerinin halkına yardım göndermişti.

Sevgili Peygamberimiz aleyhinde söylenen şiirleri şarkı halinde gazinolarda söyleyen Sarra isimli kadın, bir gün geçimini temin edemez olunca, Medine’ye gelip Sevgili Peygamberimizden yardım istediğinde, bir yıllık geçimini sağlayacak yardım yapmıştı.

Osmanlı Sultanı, Abdülmecid 1845-52 yılları arasında İrlanda’da kıtlıktan halkın yüzde yirmisinin öldüğü yıl, üç gemi dolusu buğday ve sterlin gönderdiğini de hatırlayalım.

Ağzı dualı, eli bereketli ecdadımızın: “Allah düşmanıma bile vermesin” duası ne kadar bizi anlatır.

İstanbul ’da “500. Yıl Vakfı”nın varlığı, İspanya’da Vatikan’ın, Müslümanların ve Yahudilerin yok edilmesi emrini verdiğinde kurtulabilenlerin Selanik ve İstanbul’a kabul edilen ve yardım edilen Yahudilerin varlığı da bize bir şeyler söyler.

Barbaros Hayrettin Paşa, İspanya Müslümanlarını Kuzey Afrika’ya kaçak yollardan taşıyarak kurtardığını anlatır hatıratında.

Dört milyona yakın Suriyeliye yardım elimizi uzatmamız, Özal döneminde 400 bin Iraklıya kapılarımızı açmamız, Müslümanların şu anda bile bu haliyle yine dünyanın en merhametli insanları olduğunu ortaya koyar.

Bosna’ya saldıran Haçlı ordularının vahşetini gözlemlemek için gelen Birleşmiş Milletler gözlemcileri, dağın kuzeyinde haçlıların elinde esir olan Müslümanların hayvanlara bile uygun görülmeyen yerlerde aç ve susuz bıraktıklarını açlıktan ölenler yanında hastalananları görürler.

Öbür gün aynı dağın güneyinde Müslümanların esir aldığı haçlı ordusunun saldırgan kâfirlerine, Müslümanca muamele ettiklerini, üç öğün yemek çıktığını, yatak ve yorgan verildiğini, banyolarına kadar sağlandığını gördüklerinde biraz utanmaları hâlâ insanlıklarının ölmediğinin alameti olarak değerlendirilmişti.

Şu anda İstanbul ve diğer şehirlerimizde Asya’dan ve Afrika’dan gelip yaşamaya çalışan Müslüman, Hıristiyan, Budist, Animist insanların sayısı, yanılabilirim ama Avrupa Birliğindeki sığınmacılardan daha fazladır.

Apartmanında yaşayan fakir ailelere veya bekârlara yediği yemekten bir kap indiren bir millet, Avrupa ve Amerika’da yoktur.

Avrupa’da en fazla mülteciyi Almanya almış.

Almış ama seçerek almış. Diplomasına ihtiyacı olduğu Suriyelileri seçerek almış.

O seçilen insanlar, burada kalsalardı, doktor olarak üç milyon savaşzede kardeşlerine yardım edecekken şimdi bir kaşık çorbalık ücretle çok yemekten hastalanmış Almanları tedavi ediyorlar.

Ölümle pençeleşen insanlar arasından doktorları seçip kendilerini zayıflatmak için mülteci kabul edene ne denir?

Kuzey Irak ’taki kardeşlerim, siyasilerinizin bir hata eseri, Amerika’nın jandarması İsrail ’in gazına gelerek sergilediği tavırlarına karşı söylenenlerden siz umutsuzluğa kapılmayın.

Biz, millet olarak, devlet olarak hiçbir dinden insanı açlıkla terbiye edemeyiz.

Sizin de şu anda okuduğunuz Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, biz Müslümanları tarif ederken, yardım etmemiz gerektiğini, yardım ettiğimiz yiyeceklerin en sevdiklerimizden olmasını ve bu yapılan yardım karşısında kafir esirlerden bile teşekkür bile beklemememiz gerektiğini şöyle ifade eder:

“Sevmelerine rağmen, yemeklerini fakire, yetime ve esire yedirirler”

Kâfir esirler, “Biz, sizi öldürmeye gelmiştik neden bize sevdiğiniz yemelerden yediriyorsunuz diye sorarlarsa:

“Biz ancak Allah rızası için yediririz, sizden bir karşılık ve teşekkür istemeyiz” (derler) (İnsan süresi ayet 76/8-9)

Birleşmiş Milletler beyannamesinde, Avrupa Birliği sözleşmesinde ve diğer kriterlerinde şu ayet ayarında bir söz bilen varsa bildirsin, ben bulamadım.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
   Yüzakı Müslümanlar
   Aile Reisinden Devlet Başkanına Kadar
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik
   Türkçe Ezan üzerine

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
Mehmet Ali Tekin
Sanayi Mahallesi’nin ‘Hoca’sı…
Recep Öğütçü
İmam Hatip Okullarının Misyonu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te