Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Şubat Ayı Şehidlerimiz (1)
Cumartesi, 13 Şubat 2016 - (12:21)
Mehmet Ali Tekin

tekin.mehmetali@gmail.com

Komutan Bilal 22 Kasım 2003 Çeçenistan

Kardeşleri O’na bu adı takmışlardı…

Elazığ’da doğmuş, İstanbul’a göç etmişti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı… 21 Yaşındayken 1995’te Bosna savaşına katıldı. Barış anlaşmasından sonra Türkiye’ye döndü. Kısa bir süre sonra Keşmir’e gitti ve orada Osman Öztürk’ün şehid olduğu operasyonda yaralandı ve Türkiye’ye geri dönüp, Çeçenistan’a gitti. Komutan Hattab’ın yanında gösterdiği etkinlikten dolayı bölge komutanlığına getirildi.

1999 başlarında, Çeçenistan’da şehid olan arkadaşının kızkardeşi ile evlendi. Dağıstan operasyonları sırasında, karnına isabet eden bir kurşunla, midesinden ağır yaralandı. Bundan 4 ay sonra, sağ yanağına isabet eden bir mermiyle de, çene kemiği ve dişleri dağıldı. En son ise, bir mayına basarak, sol ayağını kendinden önce cennete gönderdi. Bu ağır yaradan sonra Bilal, tedavisi için tekrar Türkiye'ye döndü.3-4 ay Türkiye'de kaldı ve bu süre içinde, kopan sol ayağı yerine protez takıldı. Bir müddet sonra tekrar cepheye gitti. 22 Kasım 2003 Cumartesi, Kadir gecesinin sabahında, Ruslar tarafından kuşatıldılar ve bu operasyonda şehid oldu.

Ali Rıza Hoca 4 Şubat 1926 Ankara

Aslen, Dağıstan’lı Gürcü bir ailenin çocuğu olarak, 1872 yılında Batum’un Acarây-ı Ulya kazasında doğdu. Yüzyıllardır bölgede ilmi ve fazileti ile tanınmış, bir çok alim ve hoca yetiştirmiş bir ailenin mensubu idi. Babası da, yine ilmiyye mesleğinden Muhammed Coşkun Hoca’dır. İlk derslerini, babasından aldı. Daha çocuk yaşlarından itibaren, sıkı bir İslami terbiye ve ahlak ile yetiştirildi.

Tarihimize doksan üç harbi diye geçen, meş’um 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra, Kafkasya’nın Rus işgaline uğraması ve Müslümanlara soykırım uygulanmaya başlanılması üzerine, ailesi ile birlikte büyük acılar yaşadı. İki ay kadar dağlarda saklanan aile, hayli meşakkatli bir yolculuktan sonra, küçük bir tekne ile Giresun’a kaçabildi.

Daha sonra, 93 harbi muhacirleri için Karaağaç Nahiyesi yakınlarında iskâna açılan, Abdal (Piraziz) İlçesine yerleştiler.

Ali Rıza Hoca, 1897 yılında, on altı yaşında iken, kendisinden üç yaş küçük kardeşi Hasan Efendi ile birlikte, ilim tahsilinde bulunmak gayesiyle, İstanbul’a geldiler. Fatih Medresesine yerleştiler. Hasan Hoca, hafızlığa çalışırken, Ali Rıza Hoca Fıkıh Usulu ve Ahkamı Şeriyye okudu.

Hocası Batum’lu Abdüllatif Efendi idi. Talebelik yaptığı senelerde; Giresun’da idam edilen Şeyh Muharrem, Ankara İstiklal Mahkemesinde birlikte yargılandıkları İskilipli Atıf Hoca, Fatih Dersiamlarından Tahir ve Fettah Efendiler ile birlikte okudu. 1907 yılnda icazet aldı.

Müftü tayin edilmek hak ve selahiyetini kazanmış iken; 5 yıl daha İstanbul’da kalarak, Gürcü Hacı Ahmet Efendi ile Tırnovalı Hacı Muhammed ve Hacı Ömer Hocalardan, Tefsir ve Hadis dersleri de aldılar. Dersiamlık hakkına sahip iken, arkadaşlarının da rızası hilafına, kadılık makamını tercih etti.

7.12.1925 tarihinde İstanbul’da iken, “Giresunluları, şapka aleyhine isyanı teşvik suçundan” tevkif edildi. Birlikte tevkif edildiği arkadaşları ile, beraber Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkemesi esnasında, aleyhine hiç bir suç isnad edilememesine rağmen; “Geçmişte Divan-ı Örfi’de yargılandığı ve yenilik aleyhtarı olduğu” ve Giresunlu Hafız Muharrem’le aynı köyden olması hasebiyle mektuplaşmasından dolayı, vicdani kanaat oluştuğundan; 3 Şubat 1926 günü, arkadaşı İskilipli Atıf Hoca ile birlikte, idama mahkûm edildi. 3-4 Şubat gecesi İskilipli Atıf Hoca ile birlikte, TBMM’nin önünde, asılarak idam edildiler. Üç gün darağacında bekletildikten sonra, Cebeci civarındaki, kimsesizler mezarına gömüldüler.

İskipli Atıf Hoca 4 Şubat 1926 Ankara

Cumhuriyetin henüz ilk yılları ve o yılların bir mazlumu daha, İskilipli Atıf Hoca... İskilipli Atıf Hoca, Akkoyunlu Aşireti beylerinden Mehmet Ali Ağa’nın oğludur. Hicri 1292 yılında dünyaya gelir. 1302 yılında medreseden icazetini alır. 29 yaşındayken de Fatih Camiinde ders vermeye başlar. Hicri 1335 senesinde de Sultan Abdülhamid kendisini Medreseler Umum Müdürlüğü’ne tayin eder.

Hayatını ilme ve İslam’a adamış olan büyük Alim’in, verdiği vaazlar ve yazdığı makalelerin haricinde şu önemli eserleri vardır: Mi’ratül İslam, İslam Yolu, İslam Çığrı, Din-i İslam’da Men’i Müskirat, Nazar-ı Şeriat’te Kuvve-i Bahriye, Tesettür-ü Şerî, Muayyenetüt Talebe, Medeniyet-i Şer’iyye, Terakkiyat-ı Diniyye, Frenk Mukallitliği

4 Aralık 1925 tarihinde, şapka giyme zorunluluğu getiren kanuna itiraz edilmesi noktasında, Giresun’da halka vaazlar veren Şeyh Muharrem Hafız şöyle söylüyordu: “Ey Müslümanlar eğer bu zillete boyun eğer, Allah’ın emirlerini terk eder, bizleri kafirlere benzetip dost edenlere itaat ederseniz, Tecdid-i İman’da ve Tecdid-i Nikah’ta bulununuz.” Piraziz’in Şeyhli Köyü’ndeki tekkesinde, halka bu mahiyette vaaz verirken Muharrem Hafız vaazı dinleyenlerin tümüyle birlikte, tekkeyi basan askerler tarafından, elleri ve ayakları bağlanarak Giresun’a götürülürler.

Giresun İstiklal Mahkemesi Atıf Hoca’yı, Muharrem Hafız’la aralarında herhangi bir irtibat olmadığı kararına varır ve serbest bırakır. Fakat İskilipli Atıf Hoca hakkında hüküm evvelden kesildiği için; yine de serbest bırakılmaz ve İstanbul’a geri gönderilerek tekrar taş duvarlı hücreye atılır.

Hocayı cezalandırmak isteyen mahfiller, sonunda çok önemli ve gerçek bir bahane bulurlar. Şapka Kanununa Muhalefet Etmek ve Frenk Mukallitliği isimli kitabı yazmak! Bunlar gerekçe gösterilerek, şapka kanununa muhalefetten yargılananların dosyalarıyla birleştirilmek üzere, Ankara İstiklal Mahkemesine gönderilir.

Mahkemede müdafaa kendisine geldiğinde, mahkeme reisi Kel Ali’ye hitaben : “ Müdafaa yapmağa hacet yok, efendim. Hiç bir günahımız olmadığı zaten tebeyyün etmiştir. Vicdanınızın vereceği karara muntazırım.” Atıf Hoca’nın bu sözlerine cevaben Kel Ali “ Mahkemenin adaletinden emin olabilirsiniz.” diyecektir. Mahkemenin adil (!) kararı şöyledir: -Babaeski Müftüsü Ali Rıza ile Müderrislerden İskilip’li Atıf’ın idamına !..

4 Şubat 1926 Perşembe, şafak sökerken Ankara Hapishanesi’nde kurulan iki idam sehpasına doğru suçlular (!) vakarla yürüyerek gider ve şehadet şerbetini içer. Celladın sonradan ifadesine göre; Atıf Hoca sabah namazını kılar ve zikreder. Sehpaya çıktığında da Kelime-i Şehadet getirir ve şunları söyler :

“ Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız.”

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mehmet Ali Tekin'in Son 10 Yazısı
   Sanayi Mahallesi’nin ‘Hoca’sı…
   Yardımlaşma Yahut da Allah'a Borç Verme
   Heyder Baba… Şehriyar…
   Mostar Şehidleri…
   PKK'nın Anası Mason 12 Eylülcüler
   12 Eylül’e Doğru…
   Kıymeti Takdir Edilemeyen Adam: Gelenbevi İsmail Efendi…
   Bosna Şehidlerinin Öncüsü: Selami Yurdan
   Yokuşlarda Susamak…
   Guccalıların Fır Fır Kanunu
   Mehmet Ali Gündüz Hoca…

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
Mehmet Ali Tekin
Sanayi Mahallesi’nin ‘Hoca’sı…
Recep Öğütçü
İmam Hatip Okullarının Misyonu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te