Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Suçluluk Duygusu
Cuma, 01 Mayıs 2015 - (10:16)
Mahmut Toptaş

12 Eylül 1980 darbesinden sonra adı “Konya İlahiyat Fakültesi” olan “Konya Yüksek İslam Enstitüsü”nün değerli hocalarından Arif Etik beyefendi merhum, teneffüse çıktıklarında öğretmenler odasına girer ve herkesi şööööyle bir süzdükten sonra şiiri okur:

“Vükela kabrine heykel dikelim şöyle yazıp

Ki: bunun hal-i hayatına yeri münhal idi

Sanmayın yevm-i vefatında bilindi kadri

Sağlığında yine bu böylece bir heykel idi.”

Öğretmenlerden biri bu dörtlükten alınır.

Birilerini kastettiğini zanneder ve sorar:

Kimi kastediyorsun?

Arif beyefendi sınıfta olayı bize anlatırken, “Emin olun aziz yavrular, soran adamı bildiğim için ağzımı açamadım öyle kaldım. Allah’tan olacak, Osman hoca imdadıma yetişti, ‘Canım, hocanın okuduğu şiir numarasız gözlük gibidir. Kime takarsanız ona yakışır.’ dedi. Ben de derin bir nefes aldım.”

Hocamızın âdetidir, sınıfa girerken de bir beyit veya kıta okurdu.

Okuduğunu tekrar etmediği için arkadaşım Ömer Uzuner’le anlaştık, birinci mısraı ben yazacağım, ikinci mısraı o yazacak ve teneffüste birleştireceğiz.

Dört yıl böyle devam etti.

Ahmet Kabaklı merhum, Konya’ya “Âşıklar Bayramı”na geldiğinde bir evde sohbet esnasında tanışmışlar ve İstanbul’a dönüşünde Tercüman gazetesinde, Arif Etik merhumu tanıtmıştı.

Tefsir hocamız merhum Dr. Hüseyin Küçükkalay da, Arap şiirini Türkiye’de en iyi bilendi. Bağdat Üniversitesi’ni birincilikle bitirmiş. 65 yaş nedeniyle emekli olunca, Riyad Üniversitesi’nde ders vermeye başlamıştı. Hac için gittiğimde Riyad’a geçtim ve orada bir evde otururken, Suudlu bir kimya profesörü, “Derslerimin boş olduğu zamanlarda, Hüseyin beyin dersine giriyorum ve bizim dilimizi bir Türk’ten yeniden öğreniyorum.” demişti.

Hüseyin Bey anlatır, “Arif hocayla yazın Akdeniz’e gittik. Kumsalda güneşlerken, denizin dibinden gelerek kenarda çıkıveren bir adamın başında, hiç tüy yoktu.

Arif hocaya döndüm ve “Her kelimeye bir beyit buluyorsun, buyur içinde ‘Cavlak’ kelimesi geçen bir beyit söyle dedim.”

-Kaç tane olsun? dedi.

-Rasgele 9 tane olsun dedim.

Art arda tam dokuz beyit okudu hepsinin içinde ‘Cavlak’ kelimesi geçiyordu.”

Arif Etik hoca yine beni aldı götürdü. Ben başka bir şey anlatacaktım. Okuduğu şiirden alınan adam, suçluluk duygusu içinde ve okulda kendini dışlanmış hissediyordu.

Suç işleyenler kuşkulu bir hayat yaşarken, başkalarına zarar verirken, en fazla kendilerine zarar verirler.

Onların iç kanaması vardır. Görüntüde bir şey yok gibidir, ama içten içe çöküntü içindedir.

Rabbimiz, İslam’a inanmadıkları halde inanmış gibi görünen böylece Müslümanları kandırdığını zanneden, hatta Allah’ı bile kandırabileceğine kendini kandıran adamlar için: “Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalı-ğını artırmıştır ve yalan söyledikleri için onlara acıklı bir azap vardır” buyurur. (Bakara Suresi, ayet: 10).

Şehrin en kalabalık meydanında biri, “Hırsıııııız” diye bağırsa, ilk bakan hırsız olurmuş. Ondan sonra, ses geldi diye suçsuzlar da bakarmış.

Yani yarası olan gocunurmuş.

Rabbimiz münafıkları tanıtırken: “Onları gördüğün zaman bedenleri hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar giydirilmiş keresteler gibidirler. Her bağırmayı kendi aleyhlerine zannederler. Onlar düşmandırlar. Onlardan sakın. Allah onları gebertsin. Nasıl da döndürülüyorlar?” (Münafikun Suresi, ayet: 4).

Bir de yaptıkları kötü şeylere pişmanlık duygusu vardır ki bu o kişinin suç virüsüyle tamamen felç olmadığını, tedavisinin mümkin olduğunu gösterir.

Ama inkâr virüsüyle tamamen felç olmuşsa, yaptıkları cinayet, hıyanet, soygun, yalan, talandan zevk alır hale gelmişse durum çok ciddidir ama can çıkmadıkça ümit kesilmediğinden tedavisine devam edilmeli.

Önce Kelime-i Şehadet şerbeti içirilmeli.

Sonra iman esasları öğretilmeli.

Sonra İslam’ın beş şartı uygulamalı olarak öğretilmeli. Bulunduğu ortamdan uzaklaşması sağlanmalı. Salihler semtine taşınmalı, iyi arkadaşlar edinmeli...

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
   Yüzakı Müslümanlar
   Aile Reisinden Devlet Başkanına Kadar
   Kâfire “Sala” Diyen Kahramanlara
   Namlusundan Gül Saçan Bomba Üretelim
   Taşı Gediğine Koymak
   Yüzleşme
   Mevlid’i Anmak ve Anlamak
   Affı Mümkün Olmayan Günah
   Katran Karası Kâfirlik
   Türkçe Ezan üzerine

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
Mehmet Ali Tekin
Sanayi Mahallesi’nin ‘Hoca’sı…
Recep Öğütçü
İmam Hatip Okullarının Misyonu
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te