Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Ufukta Umut Işığı Doğuyor
Çarşamba, 18 Mart 2020 - (19:30)
Mahmut Toptaş

Düşman ordularının tamamı gelmişler. Yılan gibi ülkenin her tarafından çepeçevre sarmışlar.

Muhasara altındaki ülkenin münafıklarının korkudan gözleri kaymış, yürekleri ağızlarına gelmiş.

Gerçekten iman sahibi olanlar da sarsıldıkça sarsılmışlar.

Münafık tipler, sarsılmaz imana sahip müminlere, “Hani Allah size yardım edecekti, hani nerede, Allah sizi kandırıyor” diye bağırmışlar.

Kendilerini tanıyanlara yönelik olarak kazanılamayacak bu harbe girmemelerini söyleyerek ülkesini savunmak isteyenleri teslim olmaya çağırıyorlardı.

Sağlam Müslümanlara, “Bütün kâfirler birleşti, size karşı harp etmek için anlaştı ve çevreniz tamamen sarıldı” diye bağırdıklarında, o sağlam Müslümanlar sevinerek, “İşte Allah’ın bize vaat ettiği budur. Allah ve Resulü doğru söyler” dediler ve düşmanın çokluğu, onların imanını, Allah’a ve Resulüne olan teslimiyetlerini artırdı.

Bu bahsettiğim savaş olmuştur ve Müslümanlar başarmıştır.

Çanakkale’de, Mehmet Akif Ersoy merhumun:

“Eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sade bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ’ûna da züldür bu rezil istilâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise, hakkıyla sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrarı hayâsızcasına.” anlattığı savaşı mı anlatıyor?

Yoksa 1919 yılında Kurtuluş Savaşı esansında korkudan ülkenin İngiliz mandasına geçmesi için İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kuran veya Amerikan mandasına geçmeyi teklif eden siyasi ve zenginlerimizin karşısına çıkıp:

“— Korkma!

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!

Düşer mi tek taşı, sandın, harim-i namusun?

Meğerki harbe giren son nefer şehit olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,

Taşıp da kaplasa afakı bir kızıl sarsar;

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi cenge koşan Çerkez’in, Lâz’ın, Türk’ün,

Arap’la, Kürt ile bakidir ittihadı bugün;

Değil mi sinede birdir vuran yürek... Yılmaz!

Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!” diyen, kahraman erlerimizi mi anlatır.

Başta ben Ahzab (Yahudi, Hıristiyan, Putperest düşman güçlerin birleştiği) süresinde anlatılan Ahzab savaşı hakkında ayetleri özetlemiştim.

Şimdi ayetleri sunuyorum:

“Ey iman edenler, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti de, biz onların üzerine rüzgârı ve sizin görmediğiniz orduları göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

Hani onlar sizin üstünüzden ve altınızdan gelmişlerdi. (Korkudan) Gözler kaymış, yürekler boğaza gelmiş, Allah hakkında (kötü) zanda bulunmuştunuz.

Orada müminler denenmiş ve çok şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı.

Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, ‘Allah ve Resulü bize ancak boş vaatlerde bulundu’ diyorlardı.

Onlardan bir gurup; ‘Ey Medine halkı, artık size tutunacak yer kalmadı, geri dönün’ demişti. Onlardan bir kısmı evleri koruma altında olduğu halde; ‘Evlerimiz korumasızdır, açıktır’ diyerek Peygamberden izin istiyordu. Onlar ancak kaçmak istiyorlardı.

Eğer Medine’nin her tarafından onlara girilip ulaşılsa, sonra fitne çıkarmaları istense, hemen hiç durmadan yerine getirirler.

And olsun, daha önce, geri dönüp kaçmayacakları hakkında Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz sorulacaktır.

De ki: ‘Eğer ölmekten veya öldürülmekten kaçıyorsanız, bu kaçış size fayda vermez. Bu durumda çok az yaşatılırsınız.’

De ki: ‘Eğer Allah size kötülük dilese veya size rahmet dilese, sizi Allah’tan kim korur? Kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar.’

Allah, sizin aranızdan (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine, ‘Bize gelin’ diyenleri bilir. Onların çok azı zora (savaşa) gelir.

Size karşı cimrilik yaparak (gelirler). Korku geldiğinde üzerine ölüm bürüyen insan gibi, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gittiği zaman ise iyiliğinizi çekemeyerek keskin dilleriyle sizi incitirler. İşte bunlar iman etmediler. Allah onların amellerini boşa çıkardı. Bu Allah’a gayet kolaydır.

Onlar düşman birliklerinin gitmediğini zannediyorlardı. Eğer düşman birlikleri gelirse, çölde bedeviler arasında olup, sizin haberlerinizi sormayı arzu ederlerdi. Eğer sizin aranızda olsalardı çok azı, çok az savaşırlardı.

And olsun!, Allah’ı ve âhireti uman ve Allah’ı çokça zikreden sizler için, Allah’ın Resulünde en güzel örnek vardır.

Müminler, düşman birliklerini gördüklerinde, ‘İşte Allah ve Resulünün vaat ettiği budur. Allah ve Resulü doğru söyler’ dediler. Bu onların ancak iman ve teslimiyetini artırdı.

Müminlerden öyle er kişiler vardır ki, Allah’a verdikleri sözü yerine getirdiler. Onlardan bir kısmı adağını yerine getirdi (canını verdi) kimi de (Allah için canını vermeyi) beklemektedir. (Özlerini ve sözlerini) hiç değiştirmediler.

Çünkü Allah doğruları, doğrulukları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara dilerse azap edecek veya onların tevbelerini kabul edecek. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir” (Ahzab süresi ayet 33/9-24).

Amerika’sı, Avrupa’sı, İngiliz’i, Rusya’sı, Çin’i, Hindi, dünyanın bütün kâfirleri bir olsalar, Allah’ın yarattığı güneşin ışığını söndüremedikleri gibi Allah kelamı olan bir tek ayetin bile nurunu söndürmezler:

“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor” (Tevbe süresi ayet 9/32, Saf süresi ayet 61/8).

Bu ayeti Ziya Paşa:

“Takdir-i Hüdâ kuvve-i bâzû ile dönmez, / Bir şem’a ki Mevlâ yaka, üflemekle sönmez!” diyerek şiir kalıbına döküvermiş.

Güneşin ışığını söndürmeyenler, Allah’ın nurunu hiç söndüremezler. Vesselam.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Müslüman Öldürmede Birleşiyorlar
   Kerbela Üniversitesi
   Pisler, temizleri yok ediyorlar
   İyi Haberlere Kulak Veriniz
   Önce Biz Düzelmeliyiz
   Bir Kişi Ne Yapabilir Okuyun Görün
   Asgari Ücrete Bir de İslami Açıdan Baksalar
   Parasız ve Paralı Sevap İşleme Yolu
   Yüzakı Müslümanlar
   Aile Reisinden Devlet Başkanına Kadar

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Ufukta Umut Işığı Doğuyor
Mehmet Ali Tekin
Küresellerin Corono Oyunları
Recep Öğütçü
Sabır Şükür Kanaat
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te