Tüm Kitaplar - Türkiye
Tüm Kitaplar - Türkiye'nin Dev Kitap Sitesi
 Anamenü
  Konya
  İlçeler
  Firmalarımız
  Röportaj
  Eğitim
  Kültür Sanat
  Güncel
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Tarih ve İnsan
  Gezi
  Spor
  Duyurular
  Okur Köşesi
  Künye
  İletişim
 News Arama

Gelişmiş Arama
 Anket
Sitemizin tasarımını nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel
İdare eder
Kötü olmuş

Sonuçlar
 MB Döviz Kuru
Dolar Alış :
Dolar Satış :
Euro Alış :
Euro Satış :

 
Eşyanın Esiri Oluyoruz
Pazartesi, 15 Şubat 2016 - (04:50)
Mahmut Toptaş

Aldığımızı veriyoruz.

Verdiğimizi alıyoruz.

Beş duyu organımızla, aldıklarımızı yine geldikleri yerden dışarıya değişmiş olarak çıkarıyoruz.

Nefes alırken oksijen olarak giriyor, karbondioksit olarak çıkıyor.

Güzel şeyler gözden içeri giriyor, güzel davranışlara dönüşerek dışa yansıyor.

Kötü söz, kötü görüntü, kötü koku... Organlarımızla içeri girince içimizi bulandırıyor, sisli bir hava veriyor, içimizde pusu kuran kötü düşünceler diriliyor ve bakışlarımızdan, sözlerimizden, kaş-göz hareketlerimizden dışarı fırlayıp etrafa kötü elektrik saçarak birçok insanın çarpılmasına sebep oluyor.

Mavi gök, boz toprak, yeşil ormanın renkleri, bizi etkilediği gibi havanın, toprağın, ormanın ürettikleri de etkiliyor bizleri.

Aşağıdan çekilen fotoğrafta uzun görülen adam, yukardan çekilen fotoğrafta kısa görüldüğü gibi, yukardan bakan adamlar da, aşağıdakileri karınca gibi değersiz görmeye başlar. Aşağıdakiler de yukarıdakileri erişilmezler kılar.

Makamlar, rütbeler, kıyafetler, banka cüzdanındaki rakamlar... bize bazı faydalar sağlarken bizi kendine esir de ediyor.

Asistanın, doktorun, doçentin, profun, dekanın, rektörün, bakanın, başbakanın, Cumhurbaşkanının yükselişine oranla kelepçeleri artıyor.

Eskiden canını malını emanet edeceği adamlarla beraberken, şimdi en yakınında olanların tuzaklarını bozacak adamlar tutarken, onların da tuzak kurmasını engelleyecek adamlar tutuyorlar. Dıştaki kelepçeleri kırmak kolay, ama içtekileri kırmak, biraz zor. Çünkü kelepçeleri yapan kendimiziz.

Kendi evimizi ve çocuklarımızı idarede aciz kaldığımız hâlde, bütün bir milletin veya dünyanın tamamına hükmetmek, gelir içimizden ve kısır aklımızla koyduğumuz kanun kalıplarına sığmayanları; yontarak küçültmeye, bizim akıl boyumuzu geçmemesini sağlamaya çalışarak, hem onun hayatını hem kendi hayatımızı mahvederiz.

Asırların tortusu olan kalıplaşmış söz ve davranışları kırıp çıkmak, yalnız peygamberlere ve onlara iman edenlere, nasip olmuş.

Binlerce yıldır insanlığın başını ağrıtan putperestlerin, kalıplaşmış kıyafet ve ibadetlerin geleneklerinde sıkışan insanlara, Sevgili Peygamberimiz:

“Müşriklere muhalefet ediniz” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Libas, Bab Taklim’ül ezfar)

“Mecusilere muhalefet ediniz” Ateşperestlerin kısır akıllarıyla koyduğu kurallardan bir dünya oluşturmuşlar, siz oraya çakılı kalmayın, anlamında bizi uyarmış. (Müslim, Sahih, K. Taharet, bab hısal’il Fıtrat)

“Yahudilere muhalefet ediniz” buyurmuş (Ebu Davud, Sünen, K. Salat, Bab sl’salatü finna’li)

Peki, ona muhalefet, buna muhalefet kime göre hareket edeceğiz?

Hiç bir kimsenin dondurduğu kalıba girmeden, bu dünyaya geldiğimizi düşünün. Büyüdükçe çevrenin koyduğu kalıplara girmeye başladıkça sıkıntıların başladığını, kuşkuların arttığını hatırlayın.

İşte bu soruya cevabı Rabbimiz Kur’an-ı Keriminde “Allaha itaat ediniz, peygambere itaat ediniz.” buyurur.

Yedi milyar insanın aklını, ufkunu, idealini, hayalini yaratan Allah’a itaat edersek gönül ufuklarımızın önüne kimse perde çekemez.

Dünya nimetlerinin en başında, aldığımız hava gelir. Yemeden içmeden bir gün yaşarız ama havasız bir dakika zor yaşarız. Onun için en değerlisi olmasına rağmen o hava da her giriş ve çıkışta ömrümüzden bir nefeslik eksiltiyor ve bizi ahrete yaklaştırıyor.

Ölümü yok olmak olarak anlayanlar, ölüm sözcüklerinden rahatsız olurlar, dünya nimetlerinin kelepçeleri, ölümün akla gelmesine izin vermezler.

Hâlbuki ölümü Allah’a kavuşma olarak inananlar, tezkere almaya benzetirler ve “Gel tezkere gel” diyerek; her nefeste, yakınlaşmanın sevincini yaşarlar. Havaya hükmeden, rüzgârı emrinde kullanan, hayvanların dilinden anlayan, karıncaların konuşmasını dinleyince gülen Süleyman aleyhisselam, bütün bu nimetlerin esiri olmamış ve ellerini açarak, salih amel işlemesini ve salih kullarının arasına katmasını, Rabbinden istemiş:

“(Süleyman) karıncanın sözüne güldü ve dedi: “Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmeyi ve razı olacağın, salih ameli yapmayı bana ilham et. Rahmetinle beni salih kullarının arasına kat.” (Neml süresi ayet 19)

Rabbin yarattığı bu dünyada onun koyduğu tabiat kanunlarına uygun yaşadığımız sürece, hayatımızı güzelleştiriyoruz.

Kendimiz müdahale edince zorlamalar, hastalıklar, arızalar, terör... gibi çıbanların çıkmasını sağlıyoruz. Rabbin verdikleri ve aldıklarına şükrederek, O’na boyun eğerek, O’nun yarattıklarına boyun eğmeme eğitiminden geçerek, hür insanların yetişmesi, İslami Eğitimden geçer vesselam.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Yorum Ekle! Bulunan yorum sayısı: 0
Bu yazıya ilişkin yorum bulunamadı!
Yorum yazmak için tıklayın!

'Mahmut Toptaş'in Son 10 Yazısı
   Ülfet Külfet ve Vahşet
   Eşkıya Kâfir Etkıya Müslüman
   Domuz Çobanlarının Koruması Olmayalım
   Hor Görme Gerçeği Gör
   Mevlana’da Sema/Raks
   Güzel Haberler Verelim
   Yanılıyorsam Uyarınız
   Doktora Tezleri de Ajanlık Yapabilir
   İslam’ın Akıllısı Olalım
   İslam’ın Akıllısı Olalım

Yazarlar
Mahmut Toptaş
Eşyanın Esiri Oluyoruz
Mehmet Ali Tekin
Guccalıların Fır Fır Kanunu
Recep Öğütçü
Gör Gayri Rabbim!
Alıntılar
Selehaddin E Çakırgil
İnqılabçıların da Basîreti Bağlanabilir..
Senai Demirci
Namazı ''satan'' Alışveriş Merkezleri
Haşmet Babaoğlu
Kemal Anadol ve geçmişi!
Selehattin Duman
İşin kolayına kaçacaksan bir Atatürk hikâyesi bul..

sitede
internet'te